9 Nisan 2019 Salı

ALANYA ULTRA MARATONU (TAURUS 48K)



Dağlar
Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak;
İnsan sohbetleri yasak;
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Yelleri bana gönderin;
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.


Sabahattin Ali.

Başlarken...
Nedense koşmaya başladığım ilk günden bu yana çocukken evimizin hemen yanında bulunan ufacık bir bayırı koşa koşa inip çıkan hallerim gözümün önünden hiç gitmez. Kendimi dağlarda yada yollarda koşarken o zamanlardaki hallerime benzer dertsiz, tasasız bir çocuk gibi hisseder ve bulurum. Daha Ultra maratonlara başlamışken Kaz Dağları'na çıktığım, yöreyi gördüğüm günden bu yana aklımda hep bir gün o dağlarda koşmak vardı. Hatta bölgede tatil bile yapıp bisiklet ile  epey bir kısmını gezdim diyebilirim. Sabahattin Ali yukarıdaki şiiri yazdığında hangi ruh halindeydi ise sanırım ben de bir süredir başladığım bu Ultra Maratonları koşarken aynı ruh halindeyim. O neden dağları mesken belledi bilemem ama ben de bir süredir İDA'nın çağrısından sonra Alanya dağlarında da bana göz kırptığını düşünüyor ve bu dağlarda koşmayı istiyordum. Bu nedenle Alanya Ultra'nın 48K'lık etabını koştum.
Sabahattin Ali'nin bir dönem yaşadığı Edremit'in namı diğer Kaz Dağları'ndaki İDA Ultra Maraton koşusunu dilerseniz buradan okuyabilirsiniz. Yarışın sadece etaplarını merak edenler Yarış kısmından devam edebilirler.


Hava alanında uçak beklerkene, iki uyuşmuş kertenkele. :)
Alanya yolculuğu keyifli başladı. Gidiş yolculuğunun araçla uzun sürme ihtimali, her şey bittikten sonra geri dönüşte araba kullanma eziyetine katlanmamak için Alanya'ya uçak ile gitmeyi tercih ettik. Gazipaşa hava alanına inecek ve oradan da Alanya'ya servis ile gidecektik. Aynen de öyle oldu. Uçuş kısmı sorunsuz geçti tek zorluğu gece geç bir saatte Alanya'ya inmekti. Servisi bulmamız ise kolay oldu zira Gazipaşa hava limanını cep kadar bir yer. İlk şoku bize servis şoförü yaşattı. gideceğimiz otelin sokağına giremeyeceğini bir km geride bırakacağını söyledi. Gece gece şaka gibi. Servisi organizasyon sitesinden ücret yatırarak kiralamıştık ve kim kimle nasıl anlaştı bilmediğimiz için sadece biz gideceğimiz yere odaklanmıştık. Neyse ki servis sorumlusunun telefonu vardı ve gece yarısı aramak zorunda kaldık ve durumu anlatıp sorunu çözmesini söyledik. Sorun iki dakikada halledildi ama buraya organizasyon için not düşmekte fayda var. Belki başka kişiler de ya da duruma hakim olamayan yabancı konuklar, sporcular da bu tür sorunlar yaşamış olabilir. Bu nedenle servis sorumluları ile önümüzdeki yılın organizasyonu için konuyu konuşmalarında fayda var.
İkinci şoku otele vardığımızda yaşadık. Yanlış bir rezerv yaptıklarını, pahalı bir odayı istemeden ucuza verdiklerini, dilersek az bir fark ile deniz manzaralı bir oda verebileceklerini söylediler. Otel Sea Port'da konakladık. Başta bozulduk ama hem gece olmasından hem de teklif edilen odanın kalitesinden kabul ettik. Bu sorun da her iki tarafın anlayışı ile halledildi. Geç kayıt yaptırdığım için organizasyonun önerdiği otellerde yer bulamadım. Bu nedenle eğer yarışa katılmak isteniyorsa otel kısmında da hızlı davranmakta fayda var. 


Kertenkele rüya aleminde .
Ah! keşke birinci olsam. :)
Sabah güneşli bir güne uyandık. Ankara'nın sıkıcı ve boğucu havasından sonra burası adeta ilaç gibi geldi. Güzel bir kahvaltıdan sonra küçük bir güneş banyosunu hak ettiğimi düşünerek otelin balkonunda Alanya'nın henüz yakıcı olmayan güneşine kendimi Arizona Kertenkelesi gibi bıraktım.
Biraz kemiklerim ısınınca kayıt için dışarı çıktım ve hemen yakınımızda olan stant alanlarına gittim. Henüz her şey yeni yeni kurulmaktaydı ve bir iki standı gezip bilgi aldıktan sonra Bakiye Duran'ı gördük."Cesaret Yalnızdır" isimli kitabı için stant açmıştı ve satıyordu. Henüz okumadığım için ben ve eşim adına imzalattığım kitabını aldım. Ardından çok hoş ve uzunca bir sohbet yaptık.

Kayıt...
Kayıt anısı. Foto: Şengül Uz
Soldan: Tayfun,ben ve Lütfi
Organizasyonun kayıt kısmı süperdi. Tarihi Kızıl Kule içindeki loş bir ortamda oldukça ilgili ve güler yüzlü bir ekip ile karşılaşmak süper oldu. Malzeme kontrolünün eksiksiz yapılması ve özen gösterilmesi dikkat ettiğim noktalardan biri oldu. Yarışın neredeyse başından sonuna görüntü yakalamaya çalışan ekibin orada da yer alması yarış bitikten sonra kendini videolarda görme şansını yakalayanlar için de hoş sürprizler oluşturacak  bir detaydı. Kayıt kalabalık bir ortamda yapılmadı. Oldukça sakin bir şekilde kayıt olduktan sonra henüz kurulmak üzere olan start-finiş takının önünde fotoğraf çektirdim. Daha sonra Ankyra Triatlon SK ekibinden arkadaşlarımla buluşarak onlarla da aynı fotoyu tekrarladık. 
Bir gün sonra bu takın altından ilk geçişte zamanı başlatacak ve sonraki geçişte zamanı durduracağım.
Heyecan dorukta. Hareketlere yansımış.
Yarış öncesi öncelikle yapılması gereken bütün işleri bitirince işin biraz sosyal tarafına bakıp yarış günü ve saatine kadar ki süreyi Alanya'da yaşayan dostlarımızla ve orada gelmiş olan arkadaşlarımızla geçirmek için plan yaptık.

Eğlence...
Yamaç Kafe'den limanın bir görüntüsü
Yarıştan bir gün önce kadim dostlarımız Tonguç, eşi Gülizar ile eşimin ev arkadaşı Özlem ve eşimin ressam hocası Mehmet Bey hep bir araya geldik. Mehmet hoca Alanya’lı olması hasebi ile bizi bi güzel gezdirdi yedirdi, içirdi. Burada bahsetmeden geçemeyeceğim kaledeki Yamaç Kafe'nin ıspanaklı gözlemesi, karpuz, kabak ve bir çok meyvenin el yapımı reçeli mükemmeldi ve yedik, tattık. Seneye yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Hatta küçük miktarlarda ev için satın bile alabilirsiniz. Akşama kadar deniz ve güneşin keyfini çıkartıp akşamı limandaki Pupa Cafe'de hep beraber sohbet ederek geçirdik. Benim aklım bir yandan az sonra başlayacak olan yarış brifinde de olduğu için onca yıl görüşememiş olsak bile beni anlayacaklarını düşündüğüm dostlarımın anlayışlarına sığınıp ara ara briften yararlandım. Hepsine çok teşekkür ederim. 


Brif...
Bu organizasyonun belki en kötü tarafı brifti diyebilirim. Brif öncesi parkura göre brifte nelerin anlatılacağı mail adreslerimize slayt dökümü şeklinde geldi. Bu süperdi fakat gönderilen mailden de anlayabileceğimiz detayların aynısını yansıya bakarak okuyup aktarmak orada bulunan kişilere kanımca hiçbir şey katmadı. Açık alanda, (Rıhtım Kafe bahçesinde) olabildiğince gürültülü ve ilgisiz bir topluluğa bir şey okumak gereğince sıkıcı bir eylem. Bunun yerine yarışta nelere dikkat edilmesi gerektiğini tek tek söylemek daha verimli ve önemli. Kimsenin kontrol noktaları arası kaç km ve yükseklik nedir ve kontrol noktalarında ne vardır merak ettiğini zannetmiyorum. Çünkü azıcık deneyimi olan kişiler bile artık bu tür bilgilere daha yarış öncesinde ilgili linklerden erişebiliyorlar. Belki bu resmi ve olması gereken bir prosedür bilemiyorum ama içerik zenginleştirmek ve can alıcı noktaların altını çizerek önemle anlatmak daha önemli. Benim için dere geçişi, kayalık çıkışı, sert iniş gibi şeylerin hatırlatılmasının, hava durumunun, mümkünse ayrıntılı rüzgar, yağmur, kar, güneş gibi tahminleri saatleri ile birlikte verilebilmesi daha önemli.

Parkur...
Alanya Ultra Maratonu  kendi içinde 4 ayrı uzunluktan oluşan Alanya Ultra 73K, 3720m, Taurus Dağ Maratonu 48K, 2690m, Keykubat Dağ Koşusu 28K, 1600m ve Alaiye 17K, 975m koşularını  içeriyordu. Ben 48 km'lik Taurus Dağ Maratonu kısmını koştum.

"Yörüklerin izinde, Torosların Zirvesinde" mottosuyla bizleri çağıran koşu bir yanında deniz, diğer yanında yükselen mis gibi havası ile dağ ve çam ağaçları içindeki harika manzaralarıyla 48K parkuru adeta büyüleyici idi. İnsanoğlu bir garip. Zaten bir elin parmağını geçmeyen sayıdaki dağ koşularının içinde  şimdiye kadar koştuğum  en zor olanı bu idi. İlginçtir bu parkurda koşmaktan keyif aldım. Neden olduğunu söyleyeyim. Çünkü zor. Ve sadece ben değil bitiren herkes kendine uzatılan mikrofonlara çekmiş olduğu zorluk derecesine rağmen garip bir şekilde bu işten zevk aldığını anlatıyordu. Galiba zorlu parkurları daha çok seviyoruz ve zevk alıyoruz.

Parkurun hazırlanmasına belli ki organizasyon çok emek vermiş. Benim katıldığım Taurus parkuru zemin özellikleri ile hemen hemen herkesin sevdiği ve sevmediği özelliklere sahipti. Kayalık çıkışlar, toprak inişler, sahil koşusu ki benim en sevmediğim kısım burası oldu, single track patikalar, mıcırlı ve asfalt yollar mevcuttu. İniş ve çıkış etapları dengeli ancak iniş etaplarının yarışı domine edebileceği bir profildeydi. Sert kayalık çıkışlar ile sert inişlerden oluşan kısımları ve özellikle dikkat gerektiren teknik düzeyi yüksek parkur. Yine de gözü korkutmuyor çünkü buralarda herkes kendi hızını kolaylıkla ayarlayabildiği için eğer özel bir aksilik yaşamazsa kimseye zarar verebilecek özellikte değil. Belki sahil etabını hemen bitiminde ki kayalıklara çıkarken kullanılan merdiven ve ipten yardım alınarak çıkılan kısımı buna örnek verebiliriz ama bildiğim kadarı ile buralarda bile kimseye bir şey olmadı.Özü itibari ile zor olduğu kadar insanlara aradığı hazzı veren bir parkuru var.

Hazırlık...
Bu yarış ile birlikte bunca zaman içerisinde tek seferde en uzun mesafeyi koşmuş oldum. Daha önce en fazla 42.2 K’lık maratonlar ve haricinde daha uzun bir koşum olmamıştı. Hele hele birde buna eğim grafiği eklenince koşunun kendi içindeki mesafe kavramı ve zorluk derecesi değişiyordu. Bu yarışta kabaca her 100m yükseklik kazanımı 1 km yol yarışı mesafesidir diye düşününce 48,5+19= 67,5K'lık bir düz yol maratonuna denk gelen bir mesafe koşacaktım. Bu mesafeler önemli çünkü dağ koşularında beklenilen hızı kestirmek ve onu sabit bir şekilde sürdürmek çok zor. Bitirme zamanından yola çıkarak 6:24:00 sürede biten 67.5 K lık yarışın ortalama pace’i 5.45 dk/km dır. Oysa dağda bu ortalamayı tutturarak koşmak mümkün değildir. Bu nedenle henüz acemiliğin de verdiği etki ile olası yarış süre ve pace tahminlerini yaparken geçmişte bu parkuru koşmuş kişilerin verilerinden büyük ilham alıyorum. Eski verilere bakmanın artıları ve eksileri var elbet. Bence parkurun neresinde hız kesmek gerektiğini bilmeye yaraması en önemli artısı. Parkurun rota ve eğim grafiğinin verildiği  yarışın ilgili sitesindeki gpx kayıtlarını indirseniz bile parkur özelliklerini tam olarak anlamanız genellikle mümkün olmuyor. Çünkü onlar ham veriler. Oysa parkur üzerinde birinin koşmuş olması o parkurun kodlarının kanımca çözülmüş olması anlamına geliyor. Verisine baktığınız kişiler hızlı ya da yavaş, nasıl olursa olsun bence kendi hızlarında yavaşlayıp hızlanmış olmaları bu verilere bakınca kabaca parkuru daha iyi anlamanızı sağlıyor. Son zamanlarda bu verileri elde etmek aynı zamanda rakiplere bir veri kaçağı da sağladığı için daha önce  dereceye koşmuş kişilerin verilerine Strava gibi yerlerden artık pek ulaşamıyorsunuz. 
Yarış öncesi Strava kayıtları.
Bu yarışa hazırlanmak için bir iki küçük dikkat edilmesi gereken nokta dışında özel bir strateji belirlemedim. Sanki bir düz yol maratonuna hazırlanırmış gibi hazırlandım. Hatta yeni Antalya'da maraton koştuğum için sanki taper haftasındaymışım gibi volümleri çok büyük tutmamaya çalıştım. İki yarış arasındaki üç haftalık dönemde sadece sekiz koşu yaptım ve toplamda yaklaşık 100K koştum. Hafta içi yapılacak antrenmanlardan birinin arazide olmasına gayret ettim. Hafta sonu uzunları mutlaka arazide yaptım. Özellikle interval gibi bir çalışma yapmadım. 

Koşu Cetveli.
Yarış öncesinde mental hazırlığıma büyük katkı sağlayan her Ultra öncesi artık adet olduğu üzere yine bir tahmini koşu cetveli yarattım. Bunu organizasyonun kontrol noktalarını referans alarak hazırlamaya çalıştım. Kabaca ilk kontrol noktasında bir diğerlerinde üç dk kadar duracak şekilde her bir kontrol noktasını ne kadar zamanda geçmem gerektiğini ve kontrol noktalarında ne tür desteklerin olduğunu yazdım. En sert ve görece zorlanacağım noktaları işaretledim ve yine kilometre kilometre hangi pace’de koşacağımı yazdım. Burada ilk zorluk geçen senenin parkuru ile bu sene arasındaki mesafe farkı idi. Bu nedenle cetveli hazırlarken ilk 25.K'sine kadar geçen yılın parkur hızlarına sadık kaldım ama sonraki kısımları 48K den geriye doğru pacelerini  ve koşu dinamiklerini az çok tahmin ettiğim kişilerin geçmiş verilerine göre hesapladım. Hesaplayamadığım şey ise yarış start noktasının farklı olmasıydı. Bu işleri yarış sırasında zorlaştırdı.
Yarış...
Yarış sabahı starttan yaklaşık bir saat önce biten bir kahvaltı yaptım. Bu nokta için söylenecek çok şey yok herkesin kendine göre geliştirdiği bir başlangıç yeme içme alışkanlığı var. Ben genellikle ağır olmayan, özellikle şarküteri içermeyen, peynir, zeytin ve yumurtanın olduğu klasik Türk kahvaltısını tercih ediyorum. Bir fincan çay ve mümkün ise bir fincan filtre kahve içiyorum. Kahvenin bazı kişilerde idrar söktürücü özelliği oluyor bu nedenle daha önceleri denemiş olmakta fayda var. 
Otelin yakın olması start öncesi işler için zaman kazandırdı. Start alanına kolayca ulaştım ve yarış beklendiği gibi 07:00'de başladı. 
Yarışın parkuru altı etaptan oluşuyordu. İlk kısım hemen start sonrası kale çıkışı ve sonrasında iniş ile birlikte 5.5 K'lık etabı içeriyordu. Başlar başlamaz kale içlerine doğru sizi dik bir eğim ile  karşılayan parkur pek alışık olmadığım cinstendi. Hem herkesin bir anda koşmaya çalışması hem de oldukça dik bir alanda parkur üzerinde yer bulmaya çalışmak pek kolay değil. Bu etap Lunapark kontrol noktası ile son buluyor ve burada çok hızlı gitmemeye daha baştan kendimi yormamaya gayret ettim. İlk kontrol noktasına geldiğimde hedeflerime yakın bir sürede bu noktayı geçtim. Ardından kısa bir eğim sonrası uzun bir çıkış alanı içeren yarışın ikinci etabını koşmaya başladım.
Çoğunlukla kayalık bir zemin üzerinde çıkış ağırlıklı gerçekleşen bu alanda tek sıra halinde sabırla tepeye ulaşmaya çalışıyorsunuz. İlk kontrol noktasını 21. sırada geçtim. Daha sonraki ikinci kontrol noktasına kadar bu sert alanda bana göre çok yavaş bir şekilde ilerlememe rağmen çıkışta 13. sıradaydım. 
İlk kontrol noktasından sonra bu noktadan da tahmin ettiğim zamanın öncesinde ve oldukça dinç geçmiştim. Bunda başlangıçtan itibaren klasik yol yarışlarında ayrı olarak her bir kilometrede bir yudum da olsa su içmeye gayret etmemin ve jel kullanma sıklığını artırmanın etkisi büyüktü. İkinci kontrol noktasına varmadan bir km önce bir jel aldım ve o zamana kadar da 500 ml su bitirmiştim. Paşaköy'e kadar olan etap dik ve sonu merdivenlerle biten kayalık bir etaptan oluşuyordu. Hızların düşük ama teknik olmaktan çok dayanıklı olmaya ihtiyaç duyulan bir etaptı.
Üçüncü kontrol noktasına varana kadar iniş çıkışlı ancak sert olmayan daha çok orman içi alanlar ve dağ sırtının bir yanında daha fazla koşmayı gerektiren bir parkurda koşuldu. Yer yer kısa sert çıkışlar ama yine teknik becerinin çok gerekmediği arazinin düzü denilebilecek bir özelliğe sahipti. Bu alanda bri kaç kez kısa çalılıklara takılıp dizimi ve kolarımı hafifçe yaraladım. Bu nedele böyle alanlar çok teknik değilse de yine de gereken dikkati isteyen özellikte. Kuruçay denilen noktaya geldiğimde hızla kraker, çok az muz, su ve tuz aldım. Yarışın en uzun etabı olan bu nokta bana zor gelmedi ancak sürekli iniş ve çıkışlar dilediğim şekilde hızlanmama izin vermedi. Bu noktada enerjiyi iyi koruma ve daha sonraki teknik inişlere ayırmak saklama fikri vardı. Yarışın belki de en sevdiğim iki etabından biri bu alandı diyebilirim.Kontrol noktasından çıkarken ayakkabımda minik bir taş fark ettim. Oturup onu çıkarmak için uğraştım. Belki de en uzun süreyi bu alanda geçirmişimdir. Bu arada uzun süre önlü arkalı gittiğimiz Rus koşucu beni bu noktada geçti. 

Yarış öncesi kabaca strateji  denemez belki ama dikkat noktaları oluşturmaya çalışmıştım. Mümkünse hiç bir noktada gaza gelmeyecek ve buna sadık kalacaktım. Ana strateji bu idi. Çıkışta, düz ya da inişte kendime hep bunu hatırlattım. Diğeri ise nabız kontrollü gidebilmekti. Yarış içinde uyamadığım şey nabız kontrolüm oldu. 155 bpm -160 bpm arasında bir ortalama ile gitmeyi hedeflediğim yarışta bunun biraz üzerine çıktım. İki nedeni olduğunu düşünüyorum birincisi antrenman eksikliği ikincisi parkurun özellikle çıkış ve iniş etaplarının sert oluşu.
Kuruçay kontrol noktasına kadar da üç kişi daha geçebilmiş ve 10. olarak istasyondan çıkmıştım.Taş işini hallettikten sonra yeniden koşuya başladım. Bu nokta yanılmıyorsam 72K'cıların ayrılma noktasıydı ve bu noktadan sonra önümde giden iki gençten başka kimse görünmüyordu. Giderek yaklaşıp onları da geçince önümde az ilerde Rus koşucuyu fark ettim. Giderek ara kapandı ve ensesine yapıştım. İtiraf etmek gerekirse yarışlarda rakibiniz olduğunu düşündüğünüz kişiler sizi gizli bir şekilde kamçılıyor. Belki nabız aralığımın yüksek olmasındaki gizli etken de bu olabilir. Yine iniş çıkış çok güzel alanlardan geçiliyordu ve Rus çıkışta yoruluyor ama inişlerde bana acımıyor mesafeyi kapattığı gibi bir de öne geçiyordu. Yarışın başlangıcında Soner ile konuşmamızı hatırladım. Soner bana "Hocam dikkatli olmak lazım bu yarışı çıkabilen değil inebilen kazanacak" demişti. Ben de belki bu güne kadar ilk defa gerçekten bir yarışmacı gibi davranıp kendimce taktik yapmaya çalıştım. çıkışa geldikçe hızı yüklüyor düz de serbest bırakıyordum. Ve asla Rus'un ensesinden ayrılmayıp nefesini duyacak kadar yaklaşıp sürekli arkadan takip ediyordum. Dördüncü kontrol noktasına gelmeden önceki son çıkış noktasında kendi kendime dedim ki eğer psikolojik olarak bu noktada onu geçip öne geçemezsem tahminen aynı yaşta olduğumuzu düşündüğüm bu kişi beni inişte kesinlikle geçecek. Kontrol noktasından önce son bir hamle ile hızı artırdım ve sıkı bir fark açtım. Bir süre sonra hafif kıvrımlı yollarda geride kaldı ve gözden kayboldu. Yeniden Paşaköy kontrol noktasına diğer yarışmacılardan alkış ve destek sözleri duymak beni inanılmaz motive etti. Burada yine hızla sularımı tazeledim ve bir adet jel daha aldım. Hatta yeniden tuz alıp daha önce yaşadığım kramp sorununu yaşamamak için hazırlık yaptım. Biraz muz ve biraz kraker yedim. Bu noktadan sonra yol 27K'cılarla birleşiliyordu ve patika yine kalabalıklaştı. Bu noktaya  kadar iki kişi daha geçmiştim ve noktadan 8. ayrıldım. 
Önce geniş stabilize yol ve hafif eğimler, sonra dar single track ve ardından kayalık iniş ve sert dönüşlerin  olduğu belkide yarışın gerçekten en teknik etabına gelmiştim. Aşağı doğru salınma başlamıştı. Aslında teknik olarak en kötü olduğum alan bu iniş kısımları. Bu nedenle buralarda ne kadar istesem de çok hızlı gidebildiğimi zannetmiyordum ki yarış sonrası baktığım da kendime belirlediğim tahmini geçiş süresini en iyi geçtiğim alan bu etap olmuştu. Ara ara arkamı kontrol edip Rus efendi geliyor mu diye takip ediyordum ama sanırım pes etmişti. Bir ara ayakkabı bağımın çözülmek üzere olduğunu fark ettim. Sanırım kontrol noktasında iyi bağlayamamıştım. Durdum, eğildim ve ilk hamlemle bacağıma kramp girecek gibi oldu. Acıyla birlikte aniden doğruldum ve ellediğim bağın çözüldüğünü gördüm. Toprak bir alandan geçtiğim için bağlamadan koşmaya devam edip bacağımı kendime yakınlaştıracak bir kayalığa denk gelene kadar öyle devam ettim. Sonra bir kayalığa ayağımı koyup bağı bağlayarak inişe devam ettim. Burada da aklıma bir önceki gün Bakiye Duran ile yaptığımız konuşmadaki, 
B-Kaç kilosun?
T-70 kg. 
B-Peki ayağın yerden kaç cm kalkıyor? 
T-Yaklaşık 8-9 cm. 
B-Eh! işte serbest düşüşünü düşün 10 cm olsa 700 Newton ile yere vuruyorsun. Bunu bir de Ultra'da (200 km'ler civarından bahsediyor) 200 bin defa yapıyorsun. Dizler buna nasıl dayansın? diye sağlık sorunu yaşayan dizine iyi davranmadığını anlatırken ki sözleri aklıma geldi. O an biraz daha dayanın inanın siz ne derseniz onu yapacağım diye dizlerimle konuştuğumu fark ettim. Tam bitmeyecek bu inişler derken uzakta asfalt görünmeye başladı. Yine tam o anda telefon çaldı ve eşim, "Tolga Genelde 7. Yaş grubunda galiba 2.'sin" dedi. Biraz olsun rahatlattı ama önümdeki kişi ile olan zaman farkını bilemediğim için hızlanıp yavaşlama konusunda tam olarak karar veremedim. En zorlanacağımı düşündüğüm etabı tahminimden hızlı bitirmiştim. Bundan sonrasını akışa bırakacaktım. Son etap için beşinci kontrol noktasına geldim. 
Burada da su ve jel desteği yaptım. Görece düz, sahil ve ardından bir tırmanış ile bitecekti. Kontrol noktasından çıkınca neredeyse hemen başlayan sahil etabı başta biraz iyi gibiydi. Kısmen kum sert, su az. Ancak ilerilerde suyun, dalganın, kumun etkisiyle koşmak da yürümek de oldukça zor olmaya başladı. İşe yorgunluğu da ekleyince bitse de gitsek moduna geçiş başladı. Rahat koşabilmek için kumdan uzak, suya yakın durmaya çalışmak bir süre sonra yorucu oldu ve ara ara suya girmeye başladım. 


Her kontrol noktası için kendime verdiğim zaman sürelerini ve geçtiğim sürelerini yukarıda görebilirsiniz. Yeşiller tahminden iyi geçilen kırmızılar ise kötü geçilen süreler. İyi geçilen ile kötü geçilen arasında sadece 13 sn bir negatif süre mevcut. Bu da baştaki planlamanın genele vurulduğunda ne kadar isabetli olduğun gösteriyor.
Ağırlaşan ayakların da etkisiyle koşu kontrolden çıktı. Bütün bunların üzerine sahil etabının neredeyse tırmanış ile birleşmesi başta gözümü korkuttu. Çünkü iyice yorulmuş ayaklar ile kaybedilecek bir denge ile ufak da olsa kaza geçirmek mümkün olabilirdi. Neyse ki burayı da atlattık. Burada ki ana sorunlardan biri koşu dışında normalde halkında bu noktayı kaleye çıkış için yol olarak kullanması. Bu noktada merdivende yada dar yollarda aheste dolaşan insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Derece için koşan insanlara sorun yaratma potansiyeli büyük. Kaleye doğru oldukça dik bir alanda çok da uzun sayılmayan bir alanda koşuyorsunuz ancak bu ve ardından gelen iniş sanki yarışın en uzun etabıymış gibi geliyor. Teleferik noktasına geldiğimde aşağıyı görebiliyor ama git git gidemiyordum. Dönerek inişler gözümde büyüdü ve bir ara yorulmuş olduğumu hissettiğim. Daha sonra fark edecektim ki bu noktayı da etap birincisi ile neredeyse aynı hızda inmişim. 
Koşu Cetveli
Dar kale sokak ve surlarının arasında denize sıfır inen bir merdiven ardından finişe çıkan bir diğer merdiven ile nihayet finiş takı karşımdaydı.
Beklediğim sürede, beklediğim gibi bir tempoda, beklemediğim derecede yüksek enerjide yarışı bitirdim. İlk cümlelerim bir daha burayı bir daha koşmam olmuştu. Ama bu yazıyı yazarken aynı hisleri kesinlikle paylaşmıyorum.
Finish Anı
İlk sonuçlara göre Genelde 7. Yaş grubunda 2. bitirmiştim fakat organizasyon kurallarına göre grupta genel sıralamaya giren koşucular var ise diğerleri bir sıra yukarı çıkıyordu. Ben de bu sayede yaş grubunda (50+) birinciliği aldım. Yarışa gelmeden önce madalya alabileceğimi tahmin etmediğim için dönüş uçağını erken saate almıştım. Bu nedenle kürsüye çıkamadım. Madalyamı yerime Tayfun arkadaşım aldı. Benim Rus ise ikincilikle yetinmek zorunda kaldı.

Seneler önce 2000 yılında dağ bisikleti ile geçtiğim alanları şimdi koşarak çıktım indim. O yıllarda ilk yarışımda ikinci turda tur yediğim için yarıştan alınmıştım. Şimdi koşarak bitirdim ve birinci oldum. Zaman, insanın sağlığına yapacağı yatırımın en iyi yatırım olduğunu görebilmek için ne güzel bir yol. O zamanlar sağlığımı bana dağ bisikleti veriyordu. Şimdi ise koşular. Buna şimdilerde araç olan ultralar ise, bu sıralar beni yaşatan en büyük dostlarım. 
Bu nedenle sanırım bir süre daha "Benim meskenim dağlardır". 

Soldaki Birincilik, diğeri bitirme madalyası








2 Nisan 2019 Salı

RUNATOLIA 2019


Başlarken...
Bu yıl yaptığım yarış planı içerisinde yer alan koşulardan biri olan Runatolia daha önce 2015 yılında da koştuğum bir yarıştı. Şimdilerde yarış sonrasında yarış raporunu hemen yazmak için yeterli zamanı ya da motivasyonu yaratmakta zorluk çekiyorum. Bu nedenle aslında 3 Mart 2018 de koşulan yarışın raporunu neredeyse bir ay sonra yazabiliyorum.
Çok fazla detaya girmeden yarış hakkında bir kaç konuya değinerek bu yarışı size aktarmak istiyorum.

Hazırlık...
Maraton hazırlıklarımı genel olarak aynı programa sadık kalarak yapıyorum. İçinde bulunduğum zaman diliminin uygunluğuna göre planları genellikle dört ay öncesinden yani en az on altı haftalık bir program şeklinde yapmaya özen gösteriyorum. Program sub 3:45, sub 3:30 yada sub 3:15 olacak şekilde oluyor. Başlangıç haftaları zor olmakla birlikte ilk ay sonrasında programa ve yorgunluk sonrasında ertesi gün antrenmanlarına uymak kolaylaşıyor. Bu yıl sub 3:15 lik bir programa başladım ancak yarış için hedefim asla bu değildi. Çünkü bu yıl için kendime daha çok ultra maratonlarla bezenmiş bir koşu ve yarış programı belirlemiştim. Bu nedenle Runatolia'yı hız kazanabilmek için bir destek maratonu olarak koşmakya çalıştım.


On altı haftalık programın ilk haftasından sonra kısa bir hastalık dönemi yaşayınca iki haftalık bir zaman kaybı ile programı tam olarak tamamlayamadım.
Burada önemli olan bu kısa aralığın programı aksatmasına izin vermemek oldu. Sonraki haftalarda aksayan haftaların volümünü kalan haftalara eklemedim. Ya da hızlı yapılacak intervallerde süreleri ya da tekrarları artırmadım. Bu sakatlıklara yol açabilirdi.

Başlarda haftalık 50K lık volümlerle başlayan program taper haftasına kadar 89K'ya kadar çıktı ve sonrasında yine 50K'lara kadar indi.

Toplamda 750 K'lık bir toplam antrenman volümüne ulaşmış oldum. Bunun yarıya yakınını Runatolia'nın kış bitimi sonrası ilk yarış olması nedeni ile evde bantta koşmak zorunda kaldım. Bantın sağlığa etkileri ile ilgili akıllarda soru varsa daha önce değindiğim şu noktalara göz atabilirsiniz.


Yarış...

Yarış için hazırlık sürecinde Ankyra SK den arkadaşlarımla uzun süren antrenmanları birlikte yapmıştık. Bu sürede yarış hedefleri giderek daha net bir şekil almaya başladı. Hatta başlarda 3:30 olan odak noktam son antrenmanlarda her şeyin iyi gitmesi ile acaba yaş grubunda Boston Qualifiye olabilirmiyim, yani sub 3:20 koşabilir miyim noktasına evrilmişti. Yarış öncesinde son hafta bu  hedefi sabitleyerek Yücel'in de yardımı ile bir excel dosyası oluşturup her km'yi kaç pace de koşmam gerektiğini netleştirdim. Hedef  3:19:18'di :)


Aslında Maratonlar için bu kadar net hedefler risklidir çünkü küçük opsiyonlarla hedefler yapılırsa acı sonuçları olabilir ama biraz tecrübelerime biraz da antrenmanlarıma güvendiğim için bu tempoyu çıkartabileceğimi düşünüp yarışa başlamaya karar verdim.

Maraton sırasında hedeften uzaklaşmamak için bu programı küçük bir asetat haline getirip göğsüme de iğneledim. Böylece ara ara bakıp plandan şaşmamaya çalıştım.

Ne kadar hazırlanırsanız hazırlanın ya da ben belki de ben böyle hissediyorum sabah bir heyecan basıyor, sınava girecekmiş gibi oluyorum. Aslında yaptığım planın tutabileceği kanaatine bir gece önce Tokyo Maratonu'nu koşan arkadaşımızdan iyi haber gelmesi ile varmıştık. Çünkü Şafak ile birlikte koşmuş ve aşağı yukarı aynı performansa sahip olduğumuzu görmüştüm. Onun derecesi bana tutunmak için sebep verdi ama yine de heyecanlanmadan edemedim.

Maraton için konaklama yeri olarak start finish noktasına yakın konaklamakta fayda var. Zira yarışa giderken elde kolda bir şeyler taşımamak, bitirince de hemen geri ulaşabilmek için lokasyon önemli. Ben de arkadaşlarıma uyarak bu kez Akdeniz Üniversitesi Misafirhanesinde konaklamayı tercih ettim. İmkanları itibariyle otelden hallice bir konaklama imkanı sunan misafirhane kıvamında bir yerleşim yeri. Starta çok yakın ve  sadece bu nedenle ana tercih sebebi olabilir. Yemek yeme olanaklarının olması, ucuz olması da ayrı avantajları. Sanırım sadece devlet memurları konaklayabiliyor belki bu nokta dezavantajı olabilir.

Yarış için starta yürüyerek vardığımızdan ısınmak için ayrıca bir uğraş gerekmedi. Yarış öncesi fotolar ve arkadaşlarla sabah geyiğinden sonra start noktasında yerimizi alıp yarış için geri  saymaya başladık.
Ankyra SK. Soldan sağa. Mehmet, Bekir Sıtkı, Derya, Yücel, Ben, Levent, Mehmet Öner


Bu yarışta dediğim gibi iyi bir hazırlık dönemi geçirmenin yanında iyi bir mental hazırlık süreci de geçirmiştim. Hangi km de ne yapacağım, yiyip içeceğim belli idi ve harfiyen uydum. Yarış sırasında tek değişiklik daha önceki yarışlarda ilk 10K'da aldığım katı protein barlarını almamak oldu. Bu yarışta ilk defa beş adet Multi Power Multicarbo Jel tükettim. Yarış sırasında tüketmek için yanıma dört adet almıştım ancak yarış stantlarında bu jellerden bulmak bir avantaj oldu. Hiç uğraşmadan stanttan alıp tüketme kolaylığı yaşadım. Kabaca 8K, 15K, 23K, 30K ve 35k'da birer tane aldım. Bu tür jeller su ile tüketilmek zorunda olduğu için bir iki tanesini su şişesinin içine sıkarak su ile birlikte tüketmeye çalıştım. Özellikle yarış sonuna doğru hem yorgunluğun hem de artık önerilenin üzerinde bir tüketim miktarından olsa gerek beşinci jel'den sonra hızla gelişen bir karın ağrısı yaşadım. Yaklaşık 36.K'da meydana gelen bu ağrı fazla rahatsız edici olmadı ve yaklaşık 2K sonra da geçti. Bu nedenle bu tür gıdaları yarış öncesinde denememişseniz ya da benim gibi bu miktarlarda denememişseniz yarış o anda sizin için kabus ile sonuçlanabilir. Dikkatli olmak lazım.

Ekipman...

Yarışta yeni bir ayakkabı ile koştum. Adidas Adizero Adios 3. Boost tabana ve hafif bir orta tabana sahip ayakkabı oldukça minimalist sayılabilir. Topuk yüksekliği 10mm olan bu ayakkabı genel olarak alışık olduğum desteksiz ayakkabılar içinde oldukça iyi bir yer etti. Yarış öncesi oldukça fazla deneme sürem oldu ve hiç bir sorun hissetmedim. Ayakkabının tam olarak üretim yılını bilmiyorum ama şuan piyasada bulabilmek maalesef pek mümkün değil. Oldukça zor edinebildiğim bu model daha önceki denediğim Adios modeller kadar dayanıklı görünmesinin yanında oldukça hafif ve bence hızlı bir ayakkabı. Yeni deneyecekler için ve özellikle destekli modeller tercih edenler için alışması zaman alabilir. Boost tabana gelince daha destekli ürünlerde iyi bir destek sağlıyor olabilir ama bu kadar ön kısmı ince bir ayakkabı için sanıldığı kadar mucize etki yaratmayabilir ki bu benim yerden aldığım desteği hissetmek adına tercih ettiğim bir şey.


Yeni denediğim diğer bir ürün ise Siroko K3S Spor gözlüğü. İspanyol malı olan bu gözlük oldukça kaliteli bir malzemeden yapılmış. Almadan önce fazla bir bilgi edinemediğim bu gözlüğe sipariş verirken çok tedirgin oldum. Gelir mi? Çakma site mi? Kredi kartı vermek güvenli mi diye. Ama hızlı kargo ve gününde teslimat, sürekli bilgilendirici geri bildirimler ile sitenin çakma bir site olmadığına ikna oldum. Benden sonra ürünün bisiklet için olan modellerini alan arkadaşlarımın da memnun kalmaları güvenimizi bir kat daha arttırdı. Değiştirilebilir camlar, optik iç çerçeve takılabiliyor olması (sadece belli modellerde), ucuz (çin malı kadar değil) ve gözü tam olarak koruyabiliyor olması, buğulanma yapmaması benim için oldukça önemli artılarından. Eksi noktası ise optik çerçeve için seçilmiş ürünün cam adaptasyonu için torslu cam kullanılmasının zorunluluğu cam için seçmeniz gereken ürün skalasını daraltıyor ve fiyatı arttırıyor. Ayrıca montaj ya da çerçevenin yerine takılması sırasında kırılma yaşanabilir, ürün oldukça hassas. Ama içine benim gibi miyop bir gözlük yaptırmak zorunda değilseniz kesinlikle süper bir avantajınız var demektir. Renkli camların takılması bana çok pratik gelmedi ama zaten tek cam sipariş vermiştim bu nedenle çok da sorun değil. Sadece temizlik sırasında ön camı çıkarıp takmak koşarken ya da bisiklet sürerken mümkün olmaz.




Bu yıl içerisinde daha önceki yarışlarda kullandığım Timex Global Trainer Multisports saatten vazgeçerek Garmin Fenix 5'e geçiş yaptım. Üzerinde çok konuşmayacağım zira çok detaylı inceleme yazılarını ve videolarını internette bulabilirsiniz ancak kişisel deneyimlerimi daha çok ultralarda denemelerimi daha sonraki yazılarda ara ara paylaşmayı deneyeceğim. Zira bazı özellikleri keşfetmek için zamana ve pratik bilgilere ihtiyaç oluyor. Yeni ekipmanlardan biri de bu saat ve göğüs bandı idi ve koşuda hakkını fazlasıyla verdi.


Sonuç...
Bu yarış için çok fazla anlatabileceğim bir şey yok. Daha önceki yarışlarımdan daha hızlı ve daha az antrenman süresi ile daha kolay bir koşu geçirdim ve 3:18:11 gibi bir sürede hedeflediğim sürenin altında bitirdim. Daha sonra öğrendim ki bu süre aslında Boston Maratonu için gereken sürenin çok çok altında bir süreymiş. Bu nedenle tek taşta iki kuş vurmuş oldum. Artık geriye Boston Maratonu için kayıt zamanının açılmasını beklemek kaldı.

Aslında bu yarış ile iki değil üç kuş vurmuş oldum diyebilirim. Antalya Maratonu'nun benim için sosyal anlamda dostlarla görüşmek (burada Tenzil ve Yaşar'a özel teşekkür etmem gerek her seferinde görüşmeyi organize edip keyifli ve hoş bir anı haline getirmeyi başarıyorlar), birlikte maraton koşmanın yanında Adım Adım ile birlikte yardıma ihtiyacı olan insanlara dokunabilmenin de adı. Bu yıl da bu koşu vesilesi ile Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) adına bağış toplamak için koştum ve benim bu amacıma inanan sevgili dostlarımın desteği ile dört anne ve çocuğa ihtiyaç duydukları eğitim için destek olabilecek bağışı toplamayı başardım.

Göğüsteki hedef kartına dikkat. :) 



Maraton Sonucu. 3:18:11 Genelde 43. Yaş Grubunda 5. 
Strava kaydı için.


13 Şubat 2019 Çarşamba

İDA ZEUS RUN



"Gerçekten mutlu bir insan arasanız, onu ancak bir tekne yaparken, bir senfoni yazarken, evladını eğitirken, bahçesinde yıldız çiçekleri yetiştirirken ya da Gobi Çölün'de dinozor yumurtası ararken bulursunuz. Kaloriferin altına kaçmış yaka düğmesini arar gibi mutluluk ararken bulamazsınız."
Psikiyatrist, yazar W. Beran Wolfe.


Hey gidinin ışınlanma sahnesi. Uzay Yolu dizisi.
Zamanda yolculuğu keşfettiğimi söylesem inanır 
mısınız? İnanmazsınız değil mi? Kulağa komik geliyor. Ama gelin zamanda biraz geriye gidelim desem. O zaman söyleyeceklerimi dinlemek için kulağa komik gelen yolculuğa ikna olursunuz. Komik tabi ama benim için ikisi arasında pek bir fark yok. Yaklaşık iki ay öncesinde koştuğum bir yarıştan bahsederek zamanda geriye doğru birlikte bir yolculuğa çıkalım istiyorum. Belki çay ve kahve eşliğinde koltuğunuzda yapacağınız en rahat zaman yolculuğu olur. Böyle bir başlangıcı bugünlerde seyretmekte olduğum DARK dizisinin etkisiyle yaptım sanırım. Işınlanmaya hazır olun.

Göz atma...
01 Aralık 2018 günü İDA Ultra adıyla anılan ve üç farklı yarış mesafesinden oluşan trail yarışının en kısa parkuru olan 35K Run Zeus yarışını koştum. Ultra trail yarışlarının ilkini geçen yine 2018 Ekim de Kapadokya'da koşmuştum. İkinci trail ve benim için aynı zamanda (27 Aralık Atatürk Koşusu'na hastalık nedeni ile katılamadığım için) yılın son  yarışı  olacak bu yarışı; deneyimlerimi arttırmak, arazide daha fazla zaman geçirmek, farklı bir coğrafyada kendimi denemek, yükseklik kazanımlı yarışların mantığını, dayanma ve çözülme noktalarımı keşfetmek ve tabi çok sevdiğim spor klübüm Ankyra SK. ve ÇSA sosyal grubum ile bir arada olabilmek için koştum.

Bu benim "Çarşambayı Sel Aldı-ÇSA" grubum. Onlarla bir arada olmak her zaman keyiflidir.
Soldan; Elif, Nil, Funda,Oğuz, Neşe, Noyan, Nermin, Selçuk, Esin. Fotoda malesef ben, Şengül ve diğer üyeleri yok.
İlk yarışıma göre ikincisini oldukça iyi bir sürede ve dinç bir şekilde bitirdim ve zamanla bunun daha iyi olacağını düşünüyorum ama geçenlerde Ankyra'dan Kerim'in sunumunda da anlattığı gibi İkarus Paradoksu'nu da düşünmeden edemiyorum. Kazanırken yaş nedeni ile kaybetme sınırına ne kadar yaklaştım diye düşünmeden de edemiyor insan.

Bu günlerde 03 Mart 2019'da olacak Antalya (Runatolia) Maratonu'na hazırlanmaktayım ve bu yarışın ana hedefi; bu yıl için hedeflerim arasına koyduğum Alanya 48K, İznik 55K ve Cappadokya 65K trail yarışları için hız antrenmanı olmasını sağlamak. Bu nedenle İDA'da aldığım sonucu önemsiyor ve beni yeni hedeflerim için yüreklendirdiğini düşünüyorum.

Hazırlık...
İDA Maratonu'na hazırlanırken uzun ve arazi koşularımı daha çok Ankyra SK ile birlikte yaptım. ODTÜ' arazisi içerisinde ve Eymir'in kırsal kısmında zaman geçirerek parkur deneyimlerimi arttırmaya çalıştım. Bunu Ankara'da olup bu tür yarışlara heveslenen kişiler için söylüyorum zira Ankara bu yönden bence şanslı bir kent. İklimin sert ve arazinin özellikle zor olduğu zamanları saymazsanız bu tür yarışlar için üzerinde zaman geçirebileceğiniz alanlar ve eğimler bulunmakta. Çok çeşitli değiller belki ama yine de iş görür nitelikteler. Ben de hazırlıkları bu şeklide tamamlamaya çalıştım.

Eymir Gölü etrafında trail çalışmalarından bir örnek.
Hazırlık sadece arazide geçirilen zaman demek değil elbette. Yarış için kendini hazırlarken bir taraftan da kendini tanıma fırsatı yakalar insan. Yeni bir ekipmanı varsa ne tür sonuçlar elde ettiğine , edeceğine bakar, uyumlu ve uyumsuz yönleri keşfeder, hangi ekipman ile katılmanın iyi ve güvenli olacağını tespit eder. Benim bu yarış öncesinde odak noktam daha çok arazi koşullarını doğru okuyabilmek, hangi eğimde hangi hızla koşmak istediğime ve koşabildiğime odaklanmaktı. Yarış öncesi genellikle yarış parkurunun eğim grafikleri hazırlanmış oluyor ama açık söylemek gerekirse bunları henüz iyi okuyabildiğimi düşünmediğim için bu verilerden pek yararlanamıyorum. Bu grafikleri eğer kullandığınız saate aktarabiliyorsanız işiniz yarış sırasında biraz daha kolay belki ama yine de yanılma payını yada yolu şaşırma ihtimalini akılda tutmalısınız. Benim yarış esnasında kullandığım saatimin böyle bir özelliği yoktu ve yarış için  yanımda taşımak zorunda kaldığım (zorunlu ekipman) cep telefonumdan GPS verileri için yararlandım. Antrenmalarda Maps 3D gibi (ios için) programları kullanarak GPS verileri ile programın hazır haritası üzerinde yol almak konusunda çalışmalar yaptım. Ama bunun da çok işe yaramadığını söylemeliyim. Çünkü arazide koşmak ile şehir içinde koşulan parkurun verilerinin ayrıntıları bambaşka. Özellikle trail yarışı için arazi detayların bu tür programlarda yetersiz kaldığını gördüm. Bu nedenle daha önce bu yarışı koşmuş olan bir kaç kişinin Strava kayıtlarına bakarak eğim yüzdelerini, bu alanları hangi hızda koşmuş olduklarını kağıda döktüm. Bunu yarış esnasında kullanabilmek için basit bir rehber haline getirdim. Oldukça işime yaradı diyebilirim.
Kaçıncı km'lerde toplam ne kadar kazanım olduğu
ve bunların sertlik dereceleri ile hangi hızlarda
koşulması gerektiğinin hazırlık notu.
Üzeri asetat ile kaplandı ki yağmurdan etkilenmesin.:)

Hatta yarış öncesinde keşfetmiş olmayı çok isteyeceğim bir uygulama ile yarış sonrasında tanıştım ve arazide geçirilen süre içerisinde koşunun tüm detaylarına ulaşabilme kolaylığı yakaladım. Malum herkes Strava Premium üyesi değil. Bu nedenle bu uygulamalar antrenmanlarınızı daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor. Crome için bir uzantı olan ve Strava aktivitelerinizin detaylı bir incelemesini sunan bu uygulamanın adı StraTisTixBu da beni bundan sonra hazırlanacağım koşular için daha iyi destekleyecek diye düşünüyorum. Belki bilenleriniz vardır ama buradan paylaşmakta fayda görüyorum. Yukarıda bahsettiğim trail çalışmasını StraTisTix'in sunmuş olduğu birkaç görseli gösterirsem sanırım daha iyi anlaşılacak.

StraTisTix: Grade ile Yükseklik profili verilmeye çalışılıyor.
Tırmanma, düz ve iniş yüzdeleri,bunu hangi sürelerde 
ve kaçar km yaptığınız gibi detaylara değiniliyor.


StraTisTix: Pace'inizin eğime göre detay detay yüzdeleri
ve hangi zonlara denk geldiği anlatılmaya çalışılıyor.


StraTisTix: En iyi pace sürenizi ve hafif, orta yüksek pace oranlarınızı vermekte.


Ekipman...
SoftFlask suluk 500ml.
Ekipman için bu kez bir açıklama yapmayacağım. Bir önceki yarışta kullandığım ekipmanların aynısını kullandım. Ancak yarış serasında özellikle suyun miktarını tespit etmekte zorlandığım için daha sonraki koşularda kullanabilmek için kullanımı da daha kolay olan 500 ml hacme sahip iki adet Kalenji marka SoftFlask suluğu sonraki yarışlara hazırlık için aldım. Yarışta kullandığım çantanın sırtında taşımak için 2 lt'lik bir suluğu mevcut. Ancak yarış sırasında bunu genellikle ağırlık olacağı endişesi ile tam doldurmuyorsunuz eğer içinde bir miktar hava kalmasına da izin vermişseniz yarışta suyunuz bitene kadar yayık ayranı gibi sinir bozucu bir ses yapabiliyor. Başlangıçta dikkat etseniz bile istasyonlardaki su takviyesinden sonra en azından böyle bir durum başınıza geliyor. 


Organizasyon...

Açıkçası organizasyon ile ilgili olarak pek fazla bir şey söylemek istemiyorum. Düzenleyen ekibi ve ekipteki insanları çok tanımıyorum. Sadece gözüme takılan iyi ve geliştirilmesi gereken şeylerden biraz bahsetmek iyi olur gibi geliyor. Yarış öncesi verilecek brifingi Güre Kapalı Spor Salonunda yapıldı. Yarışa katılan insanların çok olduğunu düşünülerek burada organize edilmiş olabilir diyebilirsiniz ancak bunun amacının biraz yer bulma sıkıntısından kaynaklandığını düşünüyorum. Belki sponsor desteğinden de olabilir. Yer açısından kendi adıma konakladığım yere çok yakın olduğu için salona ulaşımda bir sıkıntı yaşamadım ama brifing esnasında ses düzeninin hiç iyi olmamasından dolayı yarış ile ilgili anlatılanların bir çoğunu kaçırdım. Küçücük bir yansı alanı hiçbir şekilde işlevsel değildi. Daha öncesinde Facebook ya da İnstagram adreslerinden yarış duyurularını takip etmemiş olsam bu brif'in hiç işe yaramadığını söyleyebilirim.
Tüm yarışlarda olduğu gibi kayıt alanına girdiğinizde birbirinin tepesinde ve üstünde, kayıt olmaya çalışan, form vermeye çalışan, formu eksik laf anlatmaya çalışan insanlarla ve kaotik ortamlarla karşılaşıyorsunuz. Burada da durum farlı değildi ama gönüllü kişiler sayesinde karışıklıkların önüne geçilmeye çalışılıyordu.

Alandaki standlarda satılmaya çalışılan ürünler ile ilgili çok detaylı bir inceleme yapmadım. Yeterliliklerine bir şey diyemeyeceğim. Drop Bag için oluşturulmuş düzenin gayet iyi işlediğini düşünüyorum. Çantayı bırakırken de yarış sonrasında aramak zorunda kalmadan finişte elime getirilip verilmesi de süper bir hizmet ve kolaylıktı. Organizasyon dili elbet Türkçe ama önemli noktalarda yabancı katılımcılar için küçük İngilizce açıklamaların olması onlarında yarışa daha güvenle ve motive başlamalarına neden olabilirdi. Bu yıl Yunanistan gezisi sırasında katıldığım Meteora Trail Run koşusunda sadece Yunanca yapılan brif sonrasında organizatörlere hiçbir şey anlamadığımı söylediğimde özellikle önemli noktaları İngilizce anlatmışlardı. Belki organizasyon da ayrıca açıklama yapmıştır  bu konuda bilgim yok. Dilerlerse beni düzeltebilirler.


Yarış...
Yarış günü gelip çattığında sabah biraz kazık gibi uyandım. Oda ısısının düşüklüğü nedeni ile biraz keyifsiz kalktım. Her zamanki gibi akşamdan hazırlanmış ekipmanı donanıp kahvaltı ve oradan da Güre Spor Salonu önünden kalkan otobüslere binmek için hareket ettim. Otel ve otobüs arası çok yakın mesafe ve bu nedenle sabahın erken saatinde soğukta başlangıç noktasına gitmek için çok az beklemek zorunda kaldım. Benim gördüğüm kadarı ile yeterli sayıda otobüs ya da ulaşım aracı vardı. Oturarak yarış alanına gittim. Alana vardığımızda start zamanlarının farklı olmasından dolayı sadece 35K'cılar orada bulunuyordu.  Kısa bir zaman bekledikten sonra start işareti verildi ve koşu başladı. 35K parkuru yapısı itibariyle çok yıpratıcı bir parkur değil ancak bazı bölümlerin daha zorlayıcı olduğunu söylemekte fayda var. Parkurun bana kolay ve zor gelen noktaları şunlar oldu.
Kolaylığı; öncesinde yağmur yağmış olmasına rağmen arazide ayaklarınıza çamur yapışıp sizi ağırlaştırmıyordu, ara ara asfalt (ki arazi yarışlarında tercih edilmemesine rağmen bazı geçiş noktalarında kullanılmış) olması benim gibi asfaltta uzun zaman geçirmiş bir koşucu için hız kazanılan kısımları ifade ediyordu, arazi eksiklikleri olmasına rağmen iyi işaretlenmişti, arazi içerisinde köylülere ait yerleşkeler civarında olması muhtemel köpek gibi hayvanlar tahminimce köylülerin de desteği ile kontrol altına alınmıştı ve çok uzun süre birbirinden kopuk ve yalnız bir koşu geçirmek zorunda kalmadım denebilir.
Benim için zor gelen nokta antrenman eksikliğim nedeni ile inişli-çıkışlı tabir edilen yerlerde kaslarımın istenen tepkiye yanıt verememesi ve Kapadokya'da yaşadığım kas kramplarını daha geç yaşamış olmakla birlikte yeniden yaşamam, arazinin özellikle dere geçişi tabir edilen yerindeki işaretlemeyi iyi görememekten dolayı nereden geçileceğini tam kestirememem, özellikle yarışın 27-33K arasındaki kısımda sert çıkış ve biten enerjimin de etkisiyle olabildiğince düşen pace nedeniyle moral bozukluğu yaşamış olmam diyebilirim. Son söylediğimi olumsuzluk olarak sayıyorum çünkü uzunca bir zamandır yol maraton koşuları yapan biri için halen alışamadığım şey trail koşularında yürümenin mübah olduğu fikri. Sürekli koşmam gerek düşüncesi sizin enerjinizi ve moralinizi hızla tüketiyor ve buna henüz tam olarak adapte olduğumu söyleyemem. Oysa bu tür yarışlar koşu yanında dayanıklılığınızı üst düzeyde test eden yarışlar. Belki en uzun süre kim ayakta kalıyor diye düşünmek yarış motivasyonu açısından daha olumlu bir düşünce tarzı.

Parkurun en özel noktalarından biri. Tarihi Roma köprüsü.
Ertesi gün ÇSA grubu ile bu alanı minibüs kiralayarak yeniden gezdik.
Yukarıdaki şelalelerin döküldüğü alandan buraya kadar turistik bir gezi de yaparak keyifli anlar geçirdik.

Yarış süresince çok kesin sınırlarla çizilmiş bir stratejim yoktu ancak yarışı kafamda kontrol noktalarına ulaşılacak zaman dilimleri olarak üçe bölmüştüm. Böyle yapmak bu parkur için bence iyi  bir strateji çünkü iki kontrol noktası arasındaki üç kısım kendi içlerinde ayrı disiplinler gibi düşünülebilir. İlk bölüm, yarış başlangıcında ve ilk kontrol noktasına gelirken sert çıkışları görmek açısından zorlu bir başlangıç içeriyor. Özellikle yarışa başlar başlamaz çıkış ile başlamanız pace ve kalp hızını oturtmanız açısından zorlayıcı olabiliyor. Bu kısmı aslında pek zorlanmadan dinç bir şekilde bitirdim diyebilirim. Yarış öncesindeki uymayı hedeflediğim süre ve pace sınırlarında ilk kısmı geçtim. İkinci kısım genel olarak daha az inişli çıkışlı bir alan diyebilirim ancak buranın zorlayıcı kısmı geçmek zorunda kaldığınız geniş bir dere geçişi ve Doyran kontrol noktasına varmadan önce çıkmak zorunda kaldığınız kısım. Mevsim itiari ve bir kaç gündür yağan yağmurun etkisi ile derenin debisinin artmış olması Bu gün koşsam daha iyi koşardım dediğim bu kısımda beni zorlayan şey dağılan dikkatim nedeni ile dere geçiş kısmında zorlanmak ve Doyran yol ayrımını kaçırmak oldu. Çok zaman kaybettirdiğini düşünmüyorum ama arazi işaretlemesinin ne denli önemli olduğunu hatırlatan önemli bir nokta. Üçüncü ve son kısım Doyran noktasından sonra hemen yine çıkışla başlasa da genel itibari ile çok ezici değil. Hatta son kısımlarda sizi rahatlatan bir eğim grafiğine dönüşüyor.
Kabaca bakıldığında yarışın % 50'lik kısmı yükseklik kazanımı, %40'lık kısmı iniş ve geriye kalan %10'luk kısmı düz bir zeminde geçen, km olarak bakarsak 15.2K tırmanış, 16.4K iniş ve 3.7K düz bir parkurdan bahsediyoruz. Detayları aşağıdaki grafikte bulabilirsiniz.



Yarışta iki kontrol noktası vardı. Bunlardan biri Adatepe yarışın 15.6K'sında diğeri ise Doyran 29.05K da idi. Bu iki kontrol noktasında beslenme için bahsedilen tüm yiyecekler mevcuttu ve yeterliydi. Hatta yarışın hemen öncesinde karar verilmiş olsa gerek dere geçişinden önce su takviyesi yapabileceğiniz ve resmi duyuruda yer almayan bir su noktası da mevcuttu.



Ben yarış süresince her iki noktada da durdum. Hatta ikinci alan için yarış öncesinde burada ne olursa olsun uzun kalacağım diye kendime söz vermiştim. Çünkü Kapadokya'da yaşadığım kramp sorununu yaşamak istemiyordum. Doyran'a varış öncesinde bence yarışın (35K için) en zor noktası olan 27K noktasındaki sert çıkışı görmeniz ve adeta ödül gibi Doyran'a varmanız gerekmekte. Doyran'a gelene kadar ne kimseyi geçtim ne de beni kimse geçmişti. Hatta ilk kontrol noktasında Serdar'ın "iyi gidiyorsun acele etmene gerek" yok denmesi ile birazda rahatlama ve bu ana kadar kimse geçmedi ise bu yarış böyle biter dememe sebep olmuştu. Doyran noktasında kendime verdiğim sözü tuttum. Hatta aşağıdan batonları ile gelip ihtiyaçlarını görüp benim önümde yola koyulan sonradan rakibim olduğunu anlayacağım kişilere bile odaklanmadım. Doyran'a kadar yarışın nasıl geçtiğini anlamamıştım Bundan sonrası ise hızlanmaya çalışmak ama başaramamak, yürümek istemek ama kendini suçlu hissetmek düşünceleriyle mücadele ile geçti. 33K'ya geldiğimde eğimin azalan trendi ve hızımın da artması ile birlikte "evet bitti, oluyor" demeye başladım. Sona yaklaştığımı beni neredeyse finişe 500m kala karşılayan çocuklar ile anladım. Benimle birlikte finish takının altından geçirinceye kadar adeta eskortluk ederek koştular. O an aklıma yemediğim çikolatalar geldi ve madalyamı almadan önce cebimden çıkarıp onlara birer teşekkür nişanesi olarak verdim.
Finiş anı.

Finisher Madalyası ile
Seromeniden bir an.
Koşudan sonra finish alanında yeterli beslenme ve gönüllülerin desteğinin olmasının yanında çınar ağaçlarının altındaki otantik oturma mekanları da size ayrı bir dinlenme havası katıyor. Koşu sonunda hemen içilen bir çay ve bölgesel pişi 'nin enerjisi beni tazelemeye yetti de arttı bile diyebilirim.
Kısa bir süre sonra Altınoluk'a  hareket eden otobüslere binerek otelime doğru hareket ettim. Akşam üstü açıklanan kesin sonuçlarla bir sürpriz yaşadım. Aslen yarışı yaş grubu 4.'sü bitirmiştim ancak 1. olan arkadaş genel sıralamada da derece alınca otomatik olarak 3. olmuştum. Bu ertesi gün madalya alacağım anlamına geliyordu ve aynen de öyle oldu. Bunca zaman koşup gerçek anlamda hemde kulübüm adına kürsüye çıktığım ve derece aldığım ilk koşum diyebilirim.
Yarış için konaklamayı Hattuşa Termal Tesislerinde yapmıştık. Yarış öncesi fiyat ve odalar konusunda oldukça sıkıntılı anlar yaşadık. Özellikle odanın ekstra soğuk oluşu uyku kalitemi olumsuz etkilemişti. Yemeklerin kalitesi orta kahvaltı çeşitliliği yeterli ancak kalite olarak düşüktü.
Ancak beni belki de en mutlu eden an seremoni sonrası dönüş hazırlıklarından önce termal havuzda geçirebildiğim yarım saatlik dinlenme anı oldu diyebilirim.

Onca hazırlık, aylar süren antrenman, uçak yolculuğu, parkurda çamur, dere tepe demeden koşmanın ardından o yarım saat dünyalara bedeldi.

Söyle bakalım W.Beran Wolfe efendi. Sence havuzun içinde mutluluğu bulmuş muyumdur?


Genel sonuç tablosu: