10 Haziran 2019 Pazartesi

AKŞAMDAN SABAHA 100K


Birdenbire

Her şey birdenbire oldu. 
Birdenbire vurdu gün ışığı yere; 
Gökyüzü birdenbire oldu; 
Mavi birdenbire. 
Her şey birdenbire oldu; 
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan; 
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire. 
Yemiş birdenbire oldu. 

Birdenbire, 
Birdenbire; 
Her şey birdenbire oldu. 
Kız birdenbire, oğlan birdenbire; 
Yollar, kırlar, kediler, insanlar... 
Aşk birdenbire oldu, 
Sevinç birdenbire.

Orhan Veli Kanık.


Bazen orada öylece durup duruveren biri iken yaptığınız ya da yapmadığınız bir şey veya söylediğiniz ya da söylemediğiniz bir söz yüzünden sizi bile şaşırtan bir şekilde, bir anda çok yücelip, çok da düşebiliyorsunuz. Ama bunların hiç birisi Orhan Veli'nin dediği gibi birdenbire oluvermiyor sanırım.Tıpkı bir pistte akşamdan sabaha 100K kadar koşmaya karar verip de birdenbire koşabilmek gibi. Belki dünya üzerinde bunu yapabilecek güçte, yetenekli insanlar vardır ve onlar için bunu yapıvermek gerçekten birdenbire olabilir ama en azından benim için böyle olmadığı kesin.
Sadece 100K'ya özgü kısmı okumak isteyenler tombul teyzem... kısmından devam edebilir.

Koşmak en hafifinden endorfin bağımlısı olmak demektir...
Uzun zamandır uzun uzun koşabilmenin hayalini kurup duruyorum ve biliyorum ki yaşıma rağmen yolun daha çok çok başındayım. Bu hayali gerçekleştirebilmenin anahtarını bana ultramaratonlar verdi. Maraton koşularımın uzun koşabilmek adına sağladığı tatmin bir noktadan sonra sınırlı bir hal aldı. Eğer aklınızın köşesinde daha uzun süre koşabilmeyi başarmak gibi bir hedef varsa mutlaka içinize düşen bu kıvılcımı harlandıracak bir uğraş içerisine giriyorsunuz. 
Yaklaşık üç yıl kadar önce henüz daha ultramaratonlar koşmamışken arkadaşım Elif ile birlikte gece boyu sürecek bir koşu planlamayı, hatta bunu en uzun geceye denk getirmeyi bile düşünmüştük. Çokta antrenmanlı olmadığımız için kendimize güvenememekle birlikte içimizde bunu gerçekleştirmek ile ilgili bir kıvılcım oluşmuştu. Haziran ayındaydı ve daha gece yarısı olmadan bardaktan boşanırcasına bir yağmur başlamış ve her ikimizin de planlarını suya düşürmek ne kelime, yüzdürmüştü adeta. O gün için Eymir'de yapmayı düşündüğümüz bu koşu gerçekleşmediği için çok üzülmüştüm. Sonrasında bunu bir daha  ağzımıza hiç almadık ve denemeye kalkmadık. Üzerinden geçen iki yılın ardından kademeli olarak ultramaratonlar koşmak için 2019 yılını ince ince planladım. 35K'dan 65K'ya kadar varan bir yıllık hedef belirledim. Ardından gelecek sene de daha uzunları planlayarak belki de bir yurt dışı yarışı ile koşularımı taçlandırmayı düşündüm. Eğer 100K dan daha uzun koşmayı hedefliyorsam bunun bir kısmının akşamdan sabaha kadar yani gece boyunca olacağı açıktı ve tünelin ucundaki ışık artık daha  da yakındı. 

İlham Kaynakları...
Alanya ultra ve İznik ultra yarışlarından sonra Bakiye Duran ve Aykut Çelikbaş'ın yazmış oldukları kitapları okudum. Her ikisinin de oldukça ilham verici olduğunu söylemeliyim. Bu kahramanlar sanki ultramaratonların yazı ve turası gibiler. Cinsiyetleriyle, hayat hikayeleriyle, spor geçmişleriyle hatta kitaplarının baskı kalitesiyle bile. Ama ikisi de yaptığı işe aşık ve tartışmasız önderler. 
Aykut'un kitabını okurken daha önce okuduğum Barselona 24 saat yarış raporu tekrar aklıma geldi ve o an kendime şunu sordum. Acaba akşamdan sabaha kadar koşma işini pistte mi denesem, yapsam? İşte o an söndüğünü zannettiğim kıvılcım yeniden alevlendi ve sonrasında başka bir şey düşünemez oldum. Nerede, nasıl, hangi destekle, ne zaman gibi sorular aklımda uçuşup duruyorlardı. Bunu en son Ankyra ile bir araya geldiğimiz bir yemekte arkadaşlarıma söylemeyi düşündüm ama grup içinde yarış haricinde ekstra planlar her zaman delilik ve plansızlık olarak algılandığı ve hatta bir çok kez birbirimize söylediğimiz ve en büyük korkumuz olan "sakatlanabilirsin", "zor olacaktır" vs. vs. gibi sözlerini sanırım duymak istemediğim için beni en çok anlayacağını düşündüğüm koşu arkadaşlarımdan bile yapmayı düşündüğüm şeyi paylaşmaktan imtina ettim. (Lütfen beni itirafım için affedin.) 

Gelde açıkla...
Bayram tatilinden önceki son cuma günü, öğle yemeğinde şirket psikoloğumuz ile sohbette bayram tatilinde uzun bir koşu yapmak istediğimi, kabaca nasıl olmasını istediğimi ve koşu sırasında her şeyin yolunda gidip gitmediğini anlamak için de kendimce bir takım tedbirler alacağımı söyledim. Sevgili Gizem acaba o anda neden bahsettiğimi tam olarak anlayabilmiş miydi? İş çıkışı Dr. arkadaşım Fevzi ile eve dönerken ona da bayramda akşamdan sabaha kadar sürmesini istediğim bir koşu denemesi yapacağımdan bahsettim. Aileden kimsenin henüz bilmediğini ve bu düşüncenin onlara fazla gelebileceğini, tedirgin olmalarını istemediğimi söyledim. Konu orada kapandı. 
Hani anne babalar en son duyar ya! Gerçek anlamda en son duyan olmadı ama içeriği, tam olarak ne olacağı netleşmiş koşu işini tatile başlamadan kısa bir süre önce eşime de söyledim. O da biraz benim gibi ketum davranıp son ana kadar aileden kimseye bir şey söylemedi. Küçük küçük dillendirişlerimle ne söylediğimi kulaklarım duysun isitiyordum ama bu gün baktığımda dışarıdan bu kadar gizli kapaklı iş yapıyor gibi görünmesinin nedeni kendi içimde de yaşamaktan korktuğum başarısızlık (DNS-DNF) hissi idi. Ya başlama cesaretini gösteremezsem? Ya bitiremezsem? Kimse bunlar için benden bir açıklama istemese bile dönüp bunu açıklamak zorunda kalmamak için son ana kadar emin olmadan kimseye bir şey söylemek istemedim. Bu davranışım ile ilgili ayrıca sevgili psikoloğumuz Gizem ile bir ara başarı şemalarımı çalışmalıyız belki. ;-) 

Al sana koşu...
Düşündüğümü gerçekleştirmek için Ramazan Bayramı tatili imdadıma yetişmişti. Herkes tatili nasıl geçireceğini planlarken ben  Burdur'da pistin sabaha kadar açık olup olmadığını merak etmeye başlamıştım. Toplamda dört gün kalacaktık ve bu koşuyu yapamazsam belki yine uzun süre bir adada mahsur kalmış gemi bekler gibi aynı fırsatın gelmesi için beklemek zorunda kalacaktım. 
Bir şeylerin ters gitmesi ihtimaline karşı süreci zihnimde üç etaba bölüp hepsini ayrı ayrı yönetmeye çalıştım. 

  1. Koşu sırasında yeme-içme için gerekli olanlar ve nasıl yönetilmesi gerektiği, 
  2. Giyilecek kıyafetlerin hava ve üşüme durumuma göre neler olması gerektiği ve 
  3. Tabi ki en önemlisi sürekli dönüp durmak zorunda kalacağım pistin üzerinde iken sağlık ve mental durumumun koşuya devam etmeye yeterli olup-olmadığını anlayabilme kabiliyeti.  
Yeme-içme için gerekli olan malzemeleri açık olan marketlerden aldım. Listede neler vardı ilerde değineceğim. 

Koşu için iklim bana oldukça yardımcı oldu diyebilirim. Hava hafif esintili idi. Günlük ortalama sıcaklık tahminleri gündüz en yüksek 30 gece ise en düşük 11 derece civarında görünüyordu. Bu mevsimde tatlı bir rüzgar pek beklendik bir şey değildi ama hem yağmur yağmasını hem de havanın fazla nemli olmasını engellemişti. Yanıma; 

  • üç adet yeni koşuya başlıyor hissi versin diye faklı renklerde kısa kollu tişört, 
  • bir adet uzun kollu termal içlik, 
  • bir adet uzun kollu UV+40 korumalı sörfçü tişörtü, 
  • iki adet biri ince diğeri kalın çorap, 
  • iki adet ikisi de Mizuno (Sayanora ve Hitogami) marka ayakkabı, 
  • bir adet bandana, 
  • bir adet uzun yazlık tayt, 
  • iki adet şort, 
  • bir adet uzun yazlık  eşofman altı, 
  • bir adet polar benzeri kalın üst ve 
  • bir adet rüzgarlık aldım. 

Hepsini özenle drop-bag gibi bir çantaya doldurdum. Bu kısım tamamdı. 

Koşu sırasında en zor olan şey kendini bilmek ve tamam mı devam mı kararını verebilmek. Bu nokta çok önemliydi çünkü akşamdan sabaha sürecek bir koşu en az on saat demekti ve bu sürede kendi kendimi değerlendirmem gerekiyordu. Yanlış hatırlamıyorsam yine Aykut'un bir raporunda okumuştum bir yarışında hafif bir mide sorunu ile başlayan problemi yarışa devam etme isteği ardından giderek büyüyor ve sonrasında hafif bir bilinç kaybı ile gözlerini hastanede açıyordu. Kimse de benden bu kez zorunlu malzeme listesi, sağlık raporu istemeyeceğine göre bu noktada dikkatli olmalıydım. Ama nasıl? Beni asıl endişelendiren noktalardan bir tanesi de geçirmekte olduğum idrar yolu enfeksiyonu idi. İşleri daha da kötüye götürebilirdi. Son antrenmanlarda arkadaşlarla da konuyu konuşmuştuk. Bir kaç gün önce kum dökmeye başlamış ve ardından gelişen enfeksiyonla baş etmem gerekmişti. Burdur'a gitmeden önce sonuç testlerle de kesinleşince ilaç kullanmam gerektiği ortaya çıktı. Bu belki de bütün planladığım şeylere veda etmek anlamına geliyordu ve bir karar vermek zorundaydım. Eşimin de tüm ısrarlarına rağmen kullanmak zorunda olduğum ilacın özellikle kas iskelet sistemi üzerindeki olası olumsuz etkilerini bahane ederek tedaviyi reddettim. Şikayetlerimin sıklığı ve hayat kaliteme bakarak inisiyatif kullanıp ilaca koşu sonrasında başlama kararı aldım.   
Koşu sırasında durumumu değerlendirecek ve gerekirse hiç riske girmeyecektim. Bunun için bol sıvı yüklemesi yapmaya, cildimin kuruluğuna ve şekil alış hızına (turgor-tonus) ve terleme oranıma bakacaktım. Ağıda kuruluk hissi, yapış yapış ve kötü tat önemli olacaktı. Baş dönmesi, görme kayıpları yada göz kararmaları önemliydi. Bulantı, kusma hissi yada bulantısız ani kusma bende değişen elektrolit seviyelerim ile ilgili uyarılar anlamını taşıyacaktı. Ayrıca mental olarak koşu sırasında bilincimin istenilen kadar açık olup olmadığını da ara ara yapmaya çalıştığım küçük toplama çıkarma hızlarından ve malzemelerimin çantadaki yerlerini doğru ve hızlı hatırlayıp hatırlayamadığıma bakarak kısmen karar verecektim.

Sabah ziyaretler bitip ortalık biraz yatıştıktan sonra bayramın ilk günü akşam yemeğinden sonra koşuya başlamayı planladım. Koşu arkasından işe gitmek zorunda olmayacağım için rahat olabilirdim. Böylece ertesi gün uzun uzun dinlenebilirdim. Yiyecek-içecek torbasını, giysi torbasını ve ayakkabı yedeğini alıp piste gittim. Pist evden sadece beş yüz metre ileride idi. Ayrıca evin camından pist alabildiğine koşanlar da dahil görülebiliyordu. Bu oldukça güven verici. Hemen eve ulaşabilirdim ya da onlar bana destek olabilirdi.  
Saat 20.23'te koşuya başladım. İlk 42K'yı 05:30 km/dk hızında bitirmeyi hedefliyor ardından gelecek kilometreleri ise 06:00 km/dk ya da daha düşük hızlarda koşarım diyordum. Oysa işlerin yolunda gitmeyeceği daha başından belli olmaya başladı. İlk 5K'ya geldiğimde idrar yapma isteği zihnen rahatsız edici olmaya başladı. İdrar yolu enfeksiyonunun tipik bulgularındandır. Beni gün içinde artırdığım su tüketimi nedeni ile çok da rahatsız etmeyen bu his koşuya başlar başlamaz çok rahatsız etmeye  başladı. Koşuya başlamadan önce saatime ayarladığım her yarım saatteki su hatırlatması adeta wc molası gibi olmaya başladı. Hızımın da  benzer sürelerde olmasıyla bir iki istisna dışında sanırım altı kez falan wc'ye gittim. Bu hisse dayanmak ve alışmakta çok zorlandım. Bu güne kadar koştuğum ultramaratonlar dahil bir kez olsun wc molası vermek zorunda kalmamıştım ve bu hisle başa çıkmak çok zorlayıcı idi. Bir yandan da kaybedeceğim sıvıyı yerine koymak hatta yaşadığım enfeksiyon nedeni ile fazlasını almak zorundaydım. 
Bu hissiyatla ilk 10K bitti. Yorgun değildim ama zorlanıyordum. İkinci 10K da benzer durumda geçti. 20K'da bir mola vermeyi planlamışken mola sıklığı her 5K'ya düştü ve bu planda yoktu. 20K'dan sonra her kilometre benim için rekordu çünkü daha önce pistte bunun üzerinde koştuğumu hatırlamıyordum. Etrafta insanlar da olduğundan gece başlayana kadar koşmanın kolay olacağını düşündüğüm için müzik dinlemek ya da başka bir şey dinleme ihtiyacım olmaz diye düşünmüştüm ama 25K'da yanıldığımı hissettim ve yanımda getirdiğim kulaklığı takarak daha önce yarım kalan kitabımın bölümlerini son 10K'ya kadar dinledim. 30K'da çok yorulduğumu hissettim. İşler iyiye gitmiyordu. Bir türlü kilometre sayma işinden zihnimi uzaklaştıramıyordum. Başta her 10K'da anı niyetine kısa videolar çekmeyi düşünmüştüm  ama bu bile zor ve zaman kaybı gibi geldiği için ilk videoyu 30K'da çektim. (Maalesef videoları buraya yükleyemedim.) Wc, su, yiyecek molası derken bitkin bir halde 40'yı zor tamamladım.  Enfeksiyonun beni zorlaması dışında fiziksel hiç bir problem yaşamamama rağmen koşuya mental olarak konsantre olup devam edemedim. 

İlk denemenin Strava verisi.Bakınca işlerin pek iyiye gitmediği ortada.
Koşuyu bırakırken 42.21K yapmamayı özellikle istedim. Çünkü DNF hissini yaşamam gerekiyordu. Mesafeyi küçümsemekten değil bir kere daha denemek için kendimde bitmemiş hissini yaratmak için. Buna da bir video çektikten ve kısa bir dinlenmenin ardından koşuyu bıraktım. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Çok mu basite almıştım, sağlığım bu kadar kötü müydü? Hava mı çok sıcak geldi? Fazla su içip güç kaybı mı yarattım? Belki de yatakta olmam gereken zamanda koşmak sandığım kadar kolay değildi. Sandığım kadar iyi konsantre olamıyordum belkide. Gece koşmaya devam edeceğimi düşündüğü için eşim piste gece bırakırsam eve girebilmem için evin anahtarlarını getirmişti. Ona bırakma kararımı açıkladım ve birlikte eve döndük. Sabah kahvaltı da aileye aslında ne yapmak istediğimi ve olmadığını, bu işin sandığım kadar kolay olmadığı anlattım. Şaşırmış olmakla birlikte 40K koşmuş olmamı bile hayretle karşıladır. Tüm gün boyunca camdan pist bana baktı. Ben piste... Acaba bu gemi de mi kaçmıştı?...  

It ain't over till the fat lady sings*. (Tombul teyzem türkü çığırmadan iş bitmez.)
Amerikanya'da konuşma dilinde kullanılan bir atasözüdür. Halen devam etmekte olan bir olayın sonucunu bilmenin varsayılmaması gerektiği anlamına gelir. Bir olayın mevcut durumunun geri döndürülemez olduğu varsayımına karşı uyarır ve olayın nasıl ve ne zaman biteceğini açıkça belirler. Bu ifade en çok organize spor yarışmalarında, kullanılır. (*Kaynak: Wikipedia.) Tabi ben orijinal çevirisini espri için biraz çarpıttım. Orjinali "Şişman kadın şarkı söylemeden opera asla bitmez."
İlk denemeden sonraki hissiyatım aynen böyle idi. Böyle bitemezdi. Neler, neden kötü gitti hemen masaya yatırıp bu tatil aralığında bunu bitirmeliydim. İlk denemenin üzerinden bir gün geçmişti ki yeniden denemeye karar verdim. Kötü giden şeyler üzerinde düşünüp hazırlıkları hepsini baştan yaptım. Yiyecek listemi gözden geçirip yeni şeyler ekledim. 

  • iki adet büyük Snickers, 
  • orta boy patates cips, 
  • 350 ml Cola, 
  • iki adet Beypazarı sade soda, 
  • iki adet farklı marka tuzlu çubuk kraker,
  • iki adet farklı içerikte Züber, 
  • küçük boy tuzlu fıstık, 
  • iki adet orta boy muz, 
  • bir adet gofret ve 
  • bir buçuk litre su aldım. 

İlk başından beri jel ve tuz tabletlerini tatile çıkarken evde unuttuğum için koşu boyunca hiç kullanmadım.
Saat 20.10'da koşuya sanki daha önce hiç koşmamış gibi, pace olarak da 06:00 km/dk başlangıç ve 50K dan sonra 06:30 km/dk'lara kadar gerilemeyi hatta 07:00 km/dk'ya bile razı olmayı kafama koyarak başladım.  İlk koşuda her 20K'da durup beslenme ve ihtiyaç molası ile yola çıkmıştım ama görülüyordu ki bu aralık yaşanan sağlık sorunu nedeni ile fazla uzundu. Bu nedenle araları her 5 kilometrede bire indirip sabitledim. Fazla zaman kaybı yaratsa da bu aralar beni dinlendirecek ve hem hızlıca bir şeyler atıştırmamı hem de wc işini halledebilmemi sağlayacaktı. İşin  belki de başından beri yönetmesi en zor yanı bu oldu. Neredeyse on sekiz kez wc ye gittim. Önemli olan hız ne olursa olsun akşamdan sabaha devam edecek on saati tamamlamak olduğu için artık buna takılmıyordum. Ne kadar koştuğuma ve neden dönüp durduğuma asla takılmadan bunun etkisini hafifletecek şeyler yapmaya çalıştım. Her 20K'da pistte dönüş yönümü değiştirdim .Ayakkabı ile üst baş da dahil kıyafetlerimi yeniledim. Bu bana her seferinde koşuya daha yeni başlamışım hissi verdi. Pistte koşarken koşulan kilometrelere takılmak anladığım kadarı ile en büyük tuzaklardan biri. Çünkü bu zamanın adeta yavaşlamasına neden oluyor. İkinci denemede daha çok zamanı kendime hedef aldım. Kaç kilometre olursa olsun on saat koşulacak ve hiç bir şey için acele etmeme gerek yok diye düşünmek en rahatlatıcı geleni oldu. 
Garmin Fenix5 %75 şarj ile ancak 80K dayandı.
Aralardaki hız düşüşleri her 5K da verilen wc molalarını gösteriyor.
Müzik ilk 20K dan sonra yine çok yardımcı oldu. Aslında koşularımda kitap ya da müzik dinleyen biri değilimdir ama bunu son zamanlarda adet edinmeye çalışmıştım ve çok işe yaradı. Kimler geldi kimler geçti sahneden. Keith Jarrett, Jan Garbarek, Metallica, Tchaikovsky vs. vs. 
Beslenme uzun koşuların olmazsa olmaz en önemli kısmı. Koşu sırasında çay, kahve ya da çorba gibi sıcak hiç bir içecek içemedim. Hazırlaması da bulundurması da zor olacaktı. O işlere girmedim.  Ama olsa idi özellikle sabaha doğru mükemmel olurdu. Sadece kuru gıdalar yiyebildim ve bunlar bir zaman sonra çok keyifsiz hal alıyor. Her molada dönüşümlü olarak birinde tatlı yediysem, diğerinde tuzlu yemeye gayret ettim. Ama miktarlarını elimdekilerin yetip yetmeyeceğini bilemediğim için abartmamaya çalıştım. 
Geriye kalan 20K için Strava destekli cep'ten yardım aldım.
Burada da her 5K'da duraksamalar oldukça net görülüyor.
Hep duyarım uzun koşulardaki yaşanan mide sorunlarını. Ben hiç yaşamadım. Ne bulantı, ne kusma. Bu koşu da dahil hiç bir zaman olmadı. Benim için beslenmede yeni olan iki şey cips ve Cola idi. Bu ikisini normal hayatta hiç tüketmem. Ama nasıl bir şey ise arkadaş bana inanılmaz iyi geldiler ve her yudumda çok zinde hisettirdiler. Cola'yı ultramaratonlarda deneyimlemiştim ve iyi geldiğini hissettiğim için bu kez yanıma almıştım. Bol şeker ve sanırım kafein İşe yaradı. Cipsin tuzlu ve yağlı oluşu hem enerji hemde elektrolit açısından iyi bir tercih oldu ve beni rahatlatmış olabilir. Özellikle gece olunca etrafta başı boş kedilerin dolaşması nedeni ile yiyeceklere dadanacaklar korkusundan her seferinde yiyecekleri torbanın içinden çıkarıp tekrar tıkıştırmak tam bir işkence halini aldı. Bunu yirmi kez yapınca pes dedirtti. Suyum tabi ki yetmedi. Ama pist içindeki şebeke suyunu kullandım ve bir buçuk litrelik şişemi iki kez daha doldurdum. Her 40K da bir soda içtim. Soda, kola ve suyu toplayınca yaklaşık altı litre kadar sıvı almışım. Buna karşılık 80K'dan sonraki wc molalarımda hissiyata rağmen hiç bir şey yapamadım. Yani bu sıvı bile yetmemişti anlaşılan. Bir ara 40K'dan sonra nabzım hızla 160'lara doğru yükseldi. Eyvah dedim galiba enerjim bitiyor ve yine bitmeyecek bu koşu ama baktım ki hem farketmeden hızlanmışım hem de acıkmışım. 45K molasını bu nedenle yaklaşık 15 dakika kadar verdim diyebilirim. Sonrasında nabız da enerji de yükselince 10K mola vermeden devam ettim. Bir seferde molasız en uzun koşu kısmı bu ara oldu. Sonrasındaki hızlarım yorgunluğumun giderek artmasına rağmen hiç düşmedi diyebilirim. Bunu anlamakta zorlandığımı söyleyebilirim ama nasıl olduysa aynı nabızda devam ederek daha yorgunum hissi ile yaklaşık 40K daha koşabildim. Ama bırakma hissi yaratacak kadar hiç enerjim düşmedi. Koşunun ilk 40K ile 60-80K arası mükemmeldi diyebilirim. 
Saat sabah 05:00'e geldiğinde hava çoktan aydınlanmış piste bir kaç tane erkenci kuş yürüyüş için gelmeye başlamıştı bile. Son bir mola için durup saate elimi atınca veriyi kaydedip kendini kapattı. Sabaha kadar şarj yeter tahminim tutmuştu. İşte o anda bitirip 80K ya razı olmakla devam ederek koşuyu 100K'ya tamamlamak arasında kararsız kaldım. Hedef tutmuştu tutmasına ve akşamdan sabaha koşusu bitmişti ama içimdeki tombul teyze halen şarkı söylememişti. 
Zihnimi  kemiren bir başka şey  o sabah aynı zamanda bu yorgunluğun ve uykusuzluğun üzerine dönüş yolculuğu için uzun süre araba kullanmak zorunda kalacak olmamdı. Aile de en az benim kadar tedirgin olacak ve belki de yolda sıkıntı çıkacaktı diye endişelenerek erken bırakıp iki saat daha fazla uyurum diye düşündüm. Ama molamı yaptım ve devam kararı verdim. 
Zaten başından beri ultracıların hep yaptığı gibi ileride bir minik hedef koyarak sabaha kadar zihnimi oyalamayı başarmıştım. Son hedef 100K idi ve Havva'nın yasak elmayı koparması kadar yakındı. Son 20K için üst-baş, ayakkabı ve dönüş yönünü son kez değiştirerek koşmaya başladım. İlginçtir en zorlandığım kısım da bu oldu. Hava aydınlandı, etraf cıvıl cıvıl ama sıcak bir o kadar rahatsız edici olmaya başladı. Şapka almayı düşünememiştim. Bandana ise pek işe yaramadı. Hızı sabit tutarak nabzı arttırmadan devam ettim. Yorgun hissetmeme ve her 5K'da mola vermeme rağmen son 20K'da toplam mola sürem 5 dakika kadar olmuş. Oysa ilk 80K'da 1 saat 57 dakika kadar mola vermişim. 
Nihayet son 20K da bitti ve son turda eşim "ne yaptın?" diyerek piste geldiğinde "100K için son tur" dediğimi duyunca çok şaşırdı. Hedef iki gün önce denenip başarılamamış, 40K koşulmasına rağmen bir gün sonra yeniden denenmiş ve bu kez fazlasıyla tutturulmuştu. 
Toplam Süre ve mola zamanlarının tablosu.
Strava kayıtlarında dediğim gibi her koşucunun aklında bir süre ve zaman hedefi var ve bunlar birer kilometre taşı. Ben benim için kilometre taşlarından birini daha halledip rafa kaldırmış oldum. Pistte 24 saat koşusu halen pek çekici gelmiyor ama hiç bir şey için asla dememeyi çok önceleri öğrendim. Belki bir gün...
Orada bulduğum bir taşın üzerine çıkarak yerden kopardığım çiçekle ve eşimin yaptığı sapı poşetten "kilometre taşı" madalyamla fotoğraf çektirdim. Hatta GPS kaydı ile pist üzerine "tuz100" diye imza bile atıp şopardım. Güzel bir anı oldu.

Evet özellikle ultramaratonlar öyle şiirlerde denildiği gibi "birdenbire" oluvermiyor. Olması için çok şeyin bir arada olması gerekiyor. Sabır, çalışma ve belki biraz da delilik pasta harcının olmazsa olmazları bence. Onu tatlı yapan şey de bu. 
Pistte 100K ya da daha üzeri her ne koşacaksanız birdenbire oluvermiyor ama koşmak için gerekli olan şeylerden neyi eksik yaptıysanız onun koşunuza vereceği zarar birdenbire oluveriyor. Hız düşüyor birdenbire, konsantrasyon kayboluyor. Pist gözünüzde büyüyüveriyor ve zaman akmaz oluyor birdenbire. Koşup zafer edasıyla bitirmek ile bitiremeyip iç sesinizle mücadeleye başlamanız da birdenbire.
Tıpkı akşamdan sabaha 100K sonunda mutluluğun ve zafer sarhoşluğunun, acılarınızın ve sabahı zor edişinizin yerini  birdenbire alması gibi...





İyi ve kötü olanlar ne idi? Bir kez daha yapmaya kalksam neyi daha iyi yapardım dediğim noktalar nelerdi?

Bu tablo bir yarış ve ya challenge (meydan okuma) peşinde olanlar için hazırlanmamıştır. Yapılan bir uzun pist koşusu denemesi ardından daha iyi nasıl olabilirdi diye sormayı hedeflemektedir. Belki birileri de çıkar günün birinde benim gibi kendi göbeğini kesmeye kalkarsa onu neyin beklediğinden az buçuk haberi olsun diyedir.
Koşu disiplini,Pace, Motivasyon,
İyi olanlar
Kötü olanlar
Daha iyi yapılabilirdi
Hedefin tutturulmuş olması
Sabırsız davranma
Uzun koşular yapılarak pist üzerinde zaman geçirmenin mantığı ve sabrı giderek daha iyi anlaşılabilir.
İkinci de daha yavaş hızda başlama
İlkinde hızlı bir tempoda başlama
Zamanla uzun koşular için doğal pace yakalanabilir. Yorgunluk arttığında ritimden faydalanılabilir.

Zaman kaybı olması açısından her 5K’da mola vermek
Sağlık şartlarının daha elverdiği bir zamanda denenebilirdi. Molalar 10K ya da 20K da verilebilir. Duraksamalar azalmış ve böylece toplam süre daha azaltılmış olabilir.
Eve yakın bir pist olması yaşanabilecek olumsuzluklar açısından destek ve yardım almayı kolaylaştırabilir.
Pistin yakın olması aynı zamanda bırakma isteği için de güçlü bir motivasyon.
Pistin konumu bir avantaj ya da dezavantaj gibi düşünerek konsantrasyon bozukluğu yaşanmayabilirdi.
Teknik ekipman,
Kıyafetlerin yeterli ve mevsime uygun olması
Her birini tek bir çantaya koymak.
Giysileri torbadan çıkarıp tekrar tekrar torbaya yerleştirmek zorunda kalmak.
Arama bulma ve giyinme esnasında zaman kaybını önlemek için alt-üst parçalar ayrı torbalara yerleştirilebilir. Ya da küçük sepet veya karton kutu kullanılabilir.
UV korumalı en az bir tane uzun kollu beyaz tişörtün olması.
Şapkamı ve güneş kremini almamış olmak.
Öncesinde hazırlanacak bir liste ile bu tür unutmanın önüne geçilebilir.
Şarjın daha erken bir sürede bitmemiş olması. Çünkü saatten pace ve nabız takip etmek daha kolay.
Saatin şarjının bitmesi.
Ne kadar koşacağınızdan  ya da bitip bitmeyeceği tahminden bağımsız şarj edilebilirdi. Belki bir yedek power bank götürülebilirdi. Ayrıca saatin kullanılmayan özellikleri pil ömrünü uzatmak için kapatılabilir.
Beslenme
Kapalı gıdaların muhafazası kolay. Özellikle tek başına yapılan aktivite de içine toz mu kaçtı, hayvan (böcek) mı girdi endişesi olmuyor.
Yiyeceklerin yeterli miktarda olmayışı. Özellikle sıcak içeceklerin yokluğu.
Termos ile sıcak içecek götürülebilir. Özellikle kapaklı (soda gibi) içecekler için açacak almayı unutmamak gerek.

Her molada yiyeceklerin açılıp tekrar poşete konması ciddi zaman kaybı.
Bu konuda zor olsa da belki destek ekip bulunabilir. Arkadaş desteği istenebilir.
Destek

Bir kontrol noktasında yapılan işlerin tamamını kendinizin yapıyor olması zaman kaybı. Ayrıca bazı şeyleri unutmak
Bu konuda zor olsa da belki destek ekip bulunabilir. Arkadaş desteği istenebilir.
Sağlık

Kendi sağlığını değerlendirmek zorunda kalmak. Uygun olmayan bir sağlık durumu ile koşuya başlamak.
Kendini yanlış değerlendirme olasılığı.
Belli aralıklarla birilerin arayarak durumu ve nasıl gittiğini sorması iyi olabilir. Sağlık şartlarının daha elverdiği bir zamanda denenebilirdi.

9 Mayıs 2019 Perşembe

GORDION YARI MARATONU




Otoditaktizm* denilince aklınıza ne geliyor? Hemen akla gelen bir şey yok dimi? Kendi kendine öğrenen demek. Peki kendi kendine öğrenmek ne demek? Adı üstünde öğrenmek için herhangi klasik bir öğrenim metodunu kullanmadan, bulduğu her kaynaktan yararlanarak kişisel gelişimini sağlamak demek. Böyle kişilere de Otodidakt* deniliyor. Peki bu basit bir iş mi? İşte burası kişiden kişiye değişiyor. Bazı kişiler için bu temel bir öğrenim metodu iken bazılarına göre ise anlamsız ve klasik öğrenimin yerini tutmaz. Bu kavramla tanışmam yaptığım  antrenmanlarda neyi, nasıl, ne kadar, nerede, ne zaman yapmalıyım sorularını kendime sorup cevaplarını internette ve kitaplarda araştırmaya başladığım zamanlarda olmuştu. 
Koşuya ilk başladığım günden bu yana kendi kendime öğreniyor ve geliştirmeye çalışıyorum. Ne kadar yol aldığıma ise artan yarış çeşitliliğine, antrenmanlardaki dayanma ve  toparlama sürelerime göre karar veriyorum. Ara sıra biraz daha geriye dönerek aradaki farkın büyüklüğünden gelişimin ne yönde olduğuna bakıp değerlendiriyorum. Bütün bunları da kendi kendime yapıyordum. Tüm eğitim hayatıma yansıttığımı söyleyemesem de bazı konularda bilmeden bu yöntemi kullanıp gelişimime katkı sağlıyormuşum. Yani ben de en azından koşular konusunda bir otodidakmışım da haberim yokmuş. Peki! Ne önemi var, çok mu büyük avantaj? Genelleme yapılabileceğini sanmam ama en azından ilginizi çeken konularda öğrenme isteğiniz sizin sınırlarınızı belirliyor. Ne kadar obur olacağınıza kendiniz karar verebiliyorsunuz. Öğrenmenin yaşının olmadığını biliyordum da şeklinin önemli olmadığını da ilgi alanımı yönetmeye çalışırken kendiliğinden öğrenmiş oldum. 
Peki niye bu yazıya konu ettim? Daha önce yarı maratonlarım ile ilgili hiç yazı yazmamıştım. Koştuğum son yarı maratonumu içimde sindirip değerlendirirken bunun hakkında bir rapor yazmalıyım ve bana katkısını not etmeliyim diye düşündüm. Hatta bunu geçmiş yarı maratonlarıma bakarak gözden geçirmeli ve bazı önemli noktaları hatırlamalıyım diye düşündüm. Hem belki bakarsınız böylece bazı benzer otodidaktlara da kaynak olmuş olur bu yazı diye düşündüm...  


Yarım porsiyon maraton, yarım özen maraton mu demek...
Tabi ki asla böyle değil. Yarı maraton koşmanın da kendi içinde ayrı bir dinamiği var. Yol koşularında mesafe kısaldıkça hızlar artıyor ve sonunda hızdan dolayı en az bir maraton bitirmiş kadar yorucu olabiliyor. Aynı parkurda bir önceki yıl koşmuş bile olsanız o seneki iklim şartlarından, moral şartlarınıza kadar bir çok şey yarışınızın nasıl geçeceğine etkili olabiliyor. Bazen yarış öncesi gece uykunuzu tam alamamak, sabah iyi bir kahvaltı yapamamış olmak, yeterli su tüketiminizin olmaması gibi sebepler rakiplerinizin bir tık önünde ya da arkasında olmanız için yeterli sebep olabiliyor. Hatta bazen koşu için seçtiğiniz kıyafetin bile önemi oluyor. Havayı iyi tahmin edememekten kalın giyip terlemek ya da hareket kısıtlılığı oluşturmak, ince giyinip üşümek ya da yağmura maruz kalmak gibi durumlara maruz kalabiliyorsunuz. Yarışlar için şartları düşündüğünüzde aslında her biri için yarışa özel bazı koşullar mevcut. Yarış öncesi bazı rutinler benzer iken bu işleri rutin olarak düşünüp minik hatalar yapmanız mümkün. Örneğin hatırlamakta güçlük çekmem dediğiniz bazı şeylerin yola çıktığınızda aklınıza gelmesi yarış için konsantrasyonunuzu baştan etkileyebiliyor. Hele bunlar bazı yarışlar için gerekli teknik malzeme, cip, göğüs numarası gibi olmazsa olmaz malzemeler ise durum daha vahim hale gelebiliyor. Yani yarı maraton yarı özenli koşu demek değil asla. En az bir maratona çıkacak kadar özenle hazırlanılması gereken ciddi bir disiplin. "Nasıl başlarsa öyle gider" düsturundan yola çıkarak her bir yarış için koşu öncesi hazırlıklar, yarış sırası dikkat edilmesi gerekenler ve sonrasında uyulması gerekenler gibi en azından üç bölüme ayırıp, her bölümü de kendi içinde detaylandırarak listeleri oluşturmakta fayda var. Böylece her şey daha kolay ve emin olun daha şık olur.

Yıllar içerisinde hatırı sayılır miktarda 21K koştum. Bunların çoğu antrenmanlarda. Bir kaçı ise yarışlarda. Gordion yarı maratonu’na gelmeden önce madem öğrenme günündeyiz hangi yarış benim için ne anlam ifade etti damağımda, zihnimde ne tat bıraktı, bana ne öğretti bunlardan kısaca biraz bahsetmek istiyorum.

Runtalya Yarı Maratonu, 04.03.2012 Antalya
Bu benim ilk yarı maratonumdu. Henüz koşmaya yeni başlamış. Başta bir kaç küçük 10K yarışına katılmış, bu yarışa katılmak için düzenli bir antrenman dönemi geçirip daha iyi koşabilmek için bu yarışa özel ilk koşu ayakkabımı bile almıştım. Henüz nasıl ayakkabı seçmem gerektiğini bilmiyor sadece marka ve numaya odaklanıp bir numara büyük mü küçük mü iyi olur diye dertleniyordum. Elbette ayakkabı da önemli ama numara ya da markasından daha önemlisi kaç kilosunuz, yarıştaki hedef pacesiniz nedir, yere basma şekliniz (ki bazen bu bile belki çok önemli değil) nasıl, koşu ekonominiz iyi mi ve bunlar sizi nasıl etkiler gibi unsurlar daha önemli. Bu yarış öncesinde bunları henüz yeni yeni öğreniyordum ve hangi bilginin daha kıymetli olduğunu deneyimleme sürecindeydim. Yarış bittiğinde odaklanmam gereken şeyleri daha iyi biliyordum. Düz sayılabilecek, mart aylarında koşulması ve Akdeniz iklimi olması nedeniyle zor olmayan bir iklimde 1:42:19 gibi bir sürede yorgunluğun belirgin olduğu bir hissiyatla ama çok mutlu bitirmiştim koşuyu. Beni ayakkabıların değil disiplinli bir çalışmanın iyi koşturacağını artık daha iyi anlamıştım.
Ekipman önemli ama antrenman ve koşu ekonomisi daha da önemli.


Runatolia YM

Bozcaada Yarı Maratonu, 12.05.2012 Bozcaada
Her zaman ilki zordur derler. Bir kez başardığınız bir şeyi yeniden başarma isteği çoğu koşucunun vazgeçilmez arzusudur. Ben de benzer bir arzu ile hemen sonrasında Bozcaada Yarı Maratonuna kaydoldum ve koştum. Yarıştan bir gün öncesinde minübüs tutup parkuru gezdiğimizde Bozcaada'nın Roller Coster tabir etmek yerinde olacak inişli-çıkışlı parkurunu görünce gözüm korkmuş ve ilk yarı maratonu bitirmiş olma duygusunun verdiği öz güven anında yerle yeksan olmuştu. Peki koşmadım mı? Tabi ki koştum. Sadece 10 dk daha geç 01:52:12 gibi bir sürede bitirerek. Bu yarış benim için hep bahsedilip durulan ama elle tutup gözle görülemeyen "duvarla" tanışma partisi oldu. Bugün gibi hatırlıyorum. 17. Km'de sanki gerçek bir duvara çarptım. Daha sonraları ben Higgs Bozonu'na "Tanrı parçacığı" dedikleri gibi duvara da "Tanrı'nın eli" demeyi daha doğru buldum. Sanki biri geldi o an ensemden tuttu ve ne kadar çabalarsam  çabalayayım bırakın adımlarımı daha hızlı atmayı, aynı hızda atmayı bile başaramadım. İşte Tanrı'nın elinin yarışlardaki bilgi olduğunu o gün öğrendim. Eğer beslenme düzenimi sağlamak konusunda yeterli bilgiye sahip olsaydım, yarışta nasıl yönetir, dayanıklılığımı sağlamak için ne zaman ne tür desteklere ihtiyacım olur bunları daha iyi bilebilseydim o gün bunu yaşamayacaktım. Daha çok bilseydim ensemden tutması yerine sırtımdan iteklemesini sağlayabilirdim belki. Ama işte herkes her şeyi kolay yoldan öğrenmez, öğrenemez.
Bilgi koşmaz, koşturur.

Bozcaada YM

Eymir Yarı Maratonu, 16.09.2012 Ankara
Aynı yıl içinde üçüncü yarı maratonu koştum. Daha antrene olmanın verdiği hazırım duygusu ve hazır yarış var koşalım hissi ile katıldığım bir yarıştı. İlk defa bir yarışta pacer tabir edilen, daha klasik adıyla tavşan atletleri takip ederek koşmayı denediğim bir yarıştı. Her hangi bir pace kontrol çabam olmadan sadece öndeki atleti takip etmek anlamına gelen bir yarış kurgulamıştım kafamda bu kez. Başta istediğim gibi giden süreç belki pacer'ın da acemiliği ile sonlara doğru giderek hızlanan temponun da etkisiyle bana zor gelmeye başladı. Giderek takip edemez hale geldim. Enerjimi toplamam ve aynı hızlarda gidebilmeye konsantre olmam daha zor olmuştu. Pacer daha erken, bense geç bitirdim. 01:46:31. Daha sonra pacer ile koşmaya alışmak için uzun süre saatimin hayalet koşucu modunu kullanarak, kendime belli pace'lerde, sabit hızlarda kalma antrenmanları yaparak zihnen adapte olmaya çalıştım. Şimdilerde artık adım hızlarımdan ortalama kaç pace'de gittiğimi saate bakmadan bile üç aşağı beş yukarı bilebiliyorum. O zamanlar bunu yapabilmem kolay olmuyordu. Pacer takip etme işinin sanıldığı kadar kolay olmadığı ortadaydı. Hele yetersin antrenman düzeyindeyseniz ya da pacer kaliteli değil ise. Bu nedenle daha sonraları hep kendi pacer'lığımı kendim yaptım.
Zaman sana uymaz sen zamana uyacaksın. 

Eymir YM

Newbalance Yarı Maratonu, 01.06.2014 Eskişehir
Bu satırları yazarken bir taraftan da Anuer Brahem’in The Austanding Eyes of Rita (Rita'nın Kışkırtıcı Gözleri) albümünün The Lover of Beirut (Beyrut Aşığı) parçasını Metro’da giderken dinliyorum. Dördüncü yarı maratonu yazmak için güzel bir ruh halindeyim. Adeta bu yarış öncesinde hissettiğim gibi artık olmuşsunuz ve yaptığınız işte hataya yer yok hissiyatı veriyor ezgiler. Görece daha tecrübeli ve koşu hakkında daha fazla şey bilen birisiyim. Antrenmanlar daha bilinçli. Zaman yönetimim daha ustaca. Yanlış hatırlamıyorsam Ankyra Kulübümüzün yeni kurulduğu yıllardaydı ve büyükçe bir ekip olarak Eskişehir'in yakınlığını da fırsat bilerek trenle yarışa gittik. Eskişehir'in ilk olmasından dolayı biraz organizasyon karışıklığı var ama kimse dert etmiyor. Bu yarışta biraz daha hızlı olabilmek ve artık o zamanın psikolojik sınırı 1:40'ı geçebilmek için koşmak istiyorum. İyi durumdayım ve yarışa oldukça motive başlıyorum. Başta kontrollü başlayıp sonra hızlanma niyetindeyim ama hava durumu da belli ki benimle aynı düşüncelere sahip. O da başta açık ve iyi başlıyor ikinci yarıdaysa neredeyse sırılsıklam edecek kadar baskın bir hal alıp yağmur indiriyor. Yarış bittiğinde sudan çıkmış balık misali ve hafif hafif başlayan hipotermi ile uğraşmak zorunda kalmıştım. Havanın nasıl olabileceği üzerinde başta hiç tahmin yürütmemiştim. Sonucu üzücü oldu. Tabi ki hedefi de tutturamadım. Yarış anında moralim bozulmuş ve hava ile çok içsel mücadele etmiştim. Yarışı bırakmadım, kopmadım belki ama hızımı ve moralimi etkilemesine de izin verdim.

Havalar nasıl olursa olsun, ucunda ölmek yoksa senin havan yerinde olsun.

New Balance YM

Vodafone Yarı Maratonu, 07.04.2019 İstanbul
Çok uzun bir ara yarı maraton yarışı koşmadım. Kah sezon olarak iyi zamanlar geçirmemekten kah başka yarışlara odaklanmaktan. 2019 yılını daha çok ultralar yılı olarak belirlemiştim. Kışın maraton ve ultra yarışlarının hazırlığını yapmış olmam ve aynı zamanda çalıştığım şirket adına koşacak olmanın verdiği motivasyonla tabiri caizse hiç hesapta yokken bu yarışı koştum. Baştan beri anlatmaya çalıştığım hesaplı ol, kitaplı ol, programlı ol laflarını çok havada bırakan bu yılın iki yarışından biri oldu bu koşu. Yarışa giderken de belli bir hedef yoktu ancak kendimi artık daha iyi tanıyor ve antrenman düzeyime güvendiğim için yıl içi hedeflerinden olan 1:35'in altına inebilirim dediğim bir yarış olmasını ümit ediyordum. Konaklama işi için son dakika organizasyonu yakmak konaklamanın adeta fecaat ile bitmesine neden oldu. Resmen beşinci sınıf bir otelde oldukça kötü şartlarda konaklamak zorunda kaldım. Berbat bir uyku ile üçüncü sınıf benzinlikte yiyebileceğiniz bir kahvaltı ile güne başladım. Ama artık ortam şartlarının moralimi bozmaması konusunda daha deneyimliydim ve gerçekten de tüm sorunları yok saymayı başarabildim.  Yarış anı geldi çattı. Pace, tahmini süre kafamda netti. 1.35 için gerekli olan hedef pace'de gidecek eğer iyi hissedersem her beş kilometrede hedefi revize edecektim. Aynen de böyle oldu. Sonuç 01:31.25. Hedef sürenin de altında ve gerçek anlamda psikolojik bir duvar da yıkarak koşmuştum. 
Azimle defekasyon, duvarda perforasyon. :)


Vodafone İstanbul YM
Sıra geldi Gordion Yarı Maratonuna... 
Gordion Antik şehrinin, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasları arasında yer alabilmesi için Şule Çınar, Birsen Aktugan ve Hilal Oğuzer tarafından başlatılan ve farkındalık oluşturabilmek için 2017 yılından itibaren Ankara'nın Polatlı ilçesi Gordion Yassıhöyük mevkiinde organize edilen Uluslararası 10K ve 21K Yarı Maraton koşusudur. Henüz bu yıl ikincisi düzenlenen organizasyona bakılırsa ileride adından çok söz ettirecek bir  yarı maraton olma yolunda emin adımlarla ilerlediği ortada.

Geçmişte olan bitenle başlayalım...
2018 yılının yine mayıs ayında bu yarı maratonu kayıtsız olarak koşmuştum. O yıl koşup koşmamakta bir türlü karar veremediğim için kayıt zamanını kaçırmış ve kayıt dışı koşmuştum. Karasızlığımın sonucu olarak kayıtsız koşmaktaki hatam büyük ama koşmaya karar verdiğim son anda da burnumun dibindeki bir yarışı kaçırmak istememiştim. İlginç bir anıdır yarış sırasında kayıt için ücret ödemediğimden koşu performansımı ve sağlığımı da riske atma pahasına parkur üzerindeki su istasyonlarından hak etmediğimi düşünüp hiç su almamıştım. Yanımda götürdüğüm 500 ml suyu yarış sonuna kadar idareli kullanmıştım. Yarışa o kadar hazırlıksız gitmiştim ki saatimin pili bile yaklaşık 6K da bitmiş ve parkur zamanımı tam olarak ölçememiştim. O yıl koşan ve benden önde bitiren arkadaşlarımın süresinden tahminle 01:45:00 gibi bir sürede bitirdiğimi tahmin etmiştim. Yarış sonunda üzüldüğüm başka bir konu ise bugüne kadar gördüğüm en orijinal bitirme madalyasını alamamış olmaktı. 

Peki ya bu yıl...
2019'da da bu yarışa katılma konusunda kararsızdım ancak bu kez kararsızlığım hazırsızlıktan değil tam tersi bir önceki yıla göre daha iyi bir hazırlık ve yarış sezonu geçirdiğim için yarışı koşma konusundaki sezon yoğunluğundan dolayı idi. Geçen yılın eylül ayından bu yana ultramaratonlar için yaptığım hazırlık, Antalya Maratonu, İstanbul Yarı Maratonu, Alanya Ultraİznik Ultra derken üst üste epey bir yarış ve hazırlık dönemi geçirdim. Yıl başından bu yana 950 km koşmuştum. Bazı yıllar bütün yıl boyunca bu kadar km bile koşamadığım oluyordu. Her koşucunun kulağındaki küpelerden biri de sakatlık riskidir. Fazla yarış koşmuş olmanın verdiği tedirginlik de eklenince yarış koşma konusundaki karasızlık da daha belirgin oldu ancak bu yıl için hedeflediğim son iki yarış öncesinde bu yarı maratona katılmanın iyi bir hız antrenmanı olacağını ve yaş grubunda dereceye girebileceğimi (hatta ne yalan söyleyeyim :)  ödül alabileceğimi) düşünerek son anda katıldım. 

Gordion Yarı Maratonu, 05.05.2019 Polatlı
Bu yarış Gordion Antik Kenti ve tümülüslerin bulunduğu Ankara'nın Polatlı ilçesinin Yassıhüyük Mahallesinde koşuluyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu yıl ikincisi koşuldu. Geçen yıla göre daha coşkulu ve katılımcı sayısı daha fazla idi. Ankara'lılar için parkura ulaşım konusunda organizasyon tarafından detaylı bir program düzenlenmiş ve yarışın ilgili linkinde paylaşılmış. Diğer kentlerden de gelecekler için konaklamak isteyenlere alternatifler sunulmuş ve parkura ulaşımlarının muhtemelen kendi araçları ile olacağı tahmin edilmiş. Ankara'dan ya da diğer kentlerden gelmek isteyip de Polatlı'ya kadar gelebilenlerin parkura kadar ulaşmak için taksi alternatifinden başka bir yol yok gibi. (Yanılıyorsam organizasyon beni düzeltebilir.)
Yarış alanının başlangıcı Mİdas Tümülüsünün hemen önünden başlıyor. Startın hemen yanında ise müze ve park alanında kurulmuş fuar alanı var. Yalnız bu alışık olduğunuz bir fuar alanı değil. Burada spor malzemeleri satışından çok yerel halkın yaptığı ürünlerin teşhiri ve satışı yapılıyor. Finiş sonrası bu alanda dinlenip, çimlerin üzerine uzanabiliyor, alanda kurulan canlı müziğin keyfini çıkarabiliyorsunuz. Şahsen daha sessiz bir ortamı tercih ederdim ama gençleri düşününce bundan da zevk alan birileri var sonuçta. Yerel ürünlerde satın alıp koşu sonrası dinlenmek için bu alanda katılıma bakıldığında yeterli gibi. Henüz çok profesyonel anlamda işletilen yapılar değil bunlar ama zamanla her şey daha da oturacaktır. (Tabi beklentiler sınırsız. Çocuklarını bir iki saatliğine emanet edebilecekleri bir şey düşünülmüş olsaydı belki çocuklarımız ile de birlikte gelebilirdik, onlar da burayı görebilirdi diyen bir aile ile konuştuk. Zor. Ama olmaz mı? Belki olabilir. Unuttuğum bu noktayı eklemek isterim. 15.05.2019)
Parkur Eğim Grafiği

Yarış parkuru ne düz ne çok eğimli. Başlangıç ve bitiş noktası aynı olan rotaya sahip parkurun ilk on km'si düz geri kalan kısmı ise tırmanma ve inişten oluşan bir profile sahip. Yarı Maraton için baktığımızda toplam kazanımın 200m olduğunu görüyoruz. Evet suda koşmak kadar düz diyemeyiz ama göz korkutmaya da gerek yok. Yandaki eğim yüzdesine baktığımızda %2,5 luk bir eğim ile bu iniş ve çıkışlarında sert olmadığını göreceksiniz. Parkurun iniş, çıkış ve düz olarak koşulan kısmı adeta üçe bölünmüş durumda. Her üç kısım da %33lük bir uzunluğa sahip. Benim koşu kaydımda da bu kısımlar adeta yine üç eşit alana bölünmüş. Her birini 31.5 dakika gibi sürelerde koşmuşum. Parkur göz korkutucu gibi dursa da roller coster değil ve asla bir Bozcaada yarı maratonu parkuru kadar olamaz.

Yarışın startı sembolik bazı aktiviteler ile verildi. Gordios'un düğümünü Büyük İskender'in kılıcı ile kesişi sembolik olarak canlandırıldı ve ardından start için anonslar yapılmaya başlandı. Bu canlandırma güzel olmuş ama acaba seneye ne bulacaklar diye düşündürttü beni. Çünkü her sene benzer bir atraksiyona girmek gerekebilir. Anonslar sırasında dikkatimi çeken ise 21K'nın startı sonrası 10K startının verileceği bu nedenle 10K'cıların daha arkada sıralanmalarının istenmesiydi. Bir gurup koşucu bir türlü bunu anlayamıyordu, arkaya da gitmiyordu. Bir süre sonra anlaşıldı ki bunlar işitme engelli koşucular. Diğer koşucular tarafından el kol hareketleri ile durum anlatılmaya çalışıldı. Aklıma sonradan gelen acaba organizasyonun bu kişiler ile ilgili bilgisi var mıydı oldu. Belki bir rehber eşliğinde düzgün anlatılabilirdi. 
Çok geçmeden start verildi ve koşu başladı. Parkurun bir kısmı özellikle yerleşim alanından geçtiği için yaklaşık iki km gitmeye kalmadan burnunuza buram buram hayvan ve dışkılarının kokusu gelmeye başlıyor. Benim adıma hiç rahatsız edici değildi ama acaba dışardan gelen koşucular ne düşünmüştür diye aklıma takıldı. Bölge belki de bu koşuların etkisi altına girdikçe gelişen turizmin etkisi ile daha kabul edilebilir görüntülere sahip olabilir. Benim için rahatsız edici olan şey ise parkur yolu üzerinde yer yer asfalt yaması nedeniyle atılan hurda asfaltın sıcakla birlikte oluşturduğu koku idi. Tezek kokusundan daha rahatsız edici buldum. Belli ki aslında yol onarılmak istenmiş. Amaç iyi ama akıbet bence kötü olmuş. Belki onarım daha erken zamanlarda yapılsa asfalt da bu kokuyu oluşturmayabilirdi.
Yarışın başında 1 saat 30 dakikalık bir sürede koşabilmeyi hedefliyordum ama yarışın daha 5. km'sinde hedeflediğim süreye ulaşamayacağım belli oldu. İlk 10. km'deyse çok yorgun ve ruhen yarışı bitirmiş olarak hissettim. İlk yarıyı yorgun bitirmeme rağmen yarıştan kopmadım. Dönüşlerde rakiplere baktığımda yaş grubumda olduğunu tahmin ettiğim kişilerin benden oldukça önde olduklarını fark ettim. Çıkışlarda hızı fazla kesmeden dengeli gitmeye, inişlerde ise zaman kazanabilmek için biraz olsun hızlanmaya gayret ettim. sonunda 01:34:59 ile yarışı genelde 31. yaş grubunda 4. olarak bitirdim. İlk defa bir yarışta yarış öncesinde kürsüye çıkabilme umudu ile başladım ama kürsü kaçtı. Hem de oldukça açık ara kaçtı. Bir yarışın kazanılmasında ya da kaybedilmesinde elbette bunu hazırlayan faktörler vardır ama kürsü gelmeyişini kendi adıma havanın sıcaklığı, antrenmansızlık, parkurun zorluğu ya da diğer koşucuların daha iyi oluşu gibi olumsuzluk olarak değerlendirdiğim bu faktörlere bağlamayacağım. Bu kez en büyük sebep egom idi. Halen öğrenmem gereken çok şey olduğunu hatırlattı bu yarış bana. Hazırım demekle hazır olunmuyor. Koşarım demekle koşulmuyor. Bu yarışta profesyonel olmadığımı, yarışlarda kimseyle değil kendimle yarışmanın  daha önemli olduğunu ve bu gerçeğini asla unutmamam gerektiğini yeniden hatırladım. Hep söyleyip durduğum şeyi yapmayı bir kez daha unutmuştum.
Egonu evde unut, kibrini ağaca as.


Gordion YM


Bu sene madalyayı almayı başardık. :)

Foto: AFSAD


*Bilgiler internetten derlenmiştir.