Trail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2022 Pazartesi

ULUDAĞ ULTRA TRAİL UPA 66K




“Duygusal kuyruk rasyonel köpeği sallar”

Psikolog Jonathan Haidt.

Bu sıralar pek yazasım yok. Ama çokça koşasım var. Son yarıştan bir önceki Tahtalı Ultra Trail yarışını da bu nedenle yazmamıştım. Bazen bir yarış raporu kendini yazdırıyor. Bazen de yarışı yazıya dökmek için günlerce uğraşıyorum. Bu raporu biraz da kaygılarla süslenmiş antrenman programımın bendeki etkilerini aktarmak için yazdım.

Bilim adamı Cass Sustein ve hukukçu Timur Kuran yanlılıkların politikaya akmasına aracılık eden mekanizma için bir isim bulmuşlar: bulunabilirlik çavlanı. (1) Yorumlarına göre sosyal bağlamda “tüm kısa yollar eşittir, ama bulunabilirlik ötekilerden daha eşittir.” Yani bu tanım özetle insanların istatistiksel olarak gerçekleşme olasılıkları daha düşük olaylar karşısında bile duygularına hitap eden kavramsal ya da steriotipik (benzer) olaylardan daha fazla etkilenebileceklerini ve onlara daha fazla anlam atfedebileceklerini belirtmekte. Beni tanıyanlar bilir özellikle konu bir yarışa hazırlanmak olunca oldukça rasyonalistimdir. Düzenli çalışır ve eksik bir nokta kalmasın isterim. Planlarım da genellikle yarışın bütününü ele alır şekilde kapsayıcıdır. İyi ya da kötü olasılıkları düşünür, baştan olumsuzluklara karşı plan geliştirmeye çalışırım. İşte UTMB 2022 planı da bu kapsamda ilerlediği için akla gelen ne varsa her şeyi önceden denemeye ve hazırlıklı olmaya çalışıyorum. Ama insanın duygusal tarafı da boş durmuyor. 

Benim için bunun anlamı şu; UTMB yarışı yaklaştıkça yapılan antrenmanların ve yarışların içeriğine öylesine odaklandım ki rasyonalist tarafım devrede olmasına rağmen çavlan etkisindeymişim gibi duygularıma yenik düştüğüm anlar da olmuyor değil.  UTMB’nin zor bir yarış olduğunu, bitirememe oranlarının bazen %40’lara yakın olduğunu düşünmek ister istemez bulunabilirlik çavlanına kapılıp beynimin kötü senaryoyu işletmesine neden olduğunu düşünüyorum. Tıpkı hayatımın bu dönemine özel bazı sinonim olaylar gibi duygusal tarafım rasyonel tarafımı parmağına takıp oynatıyor.  

Uludağ Ultra Trail’in 66K’sı rasyonel yanımla duygusal yanımın nasıl savaş halinde olduğunu gözlemlediğim son değerlendirme yarışı ve diğer yandan ilk defa koştuğum bir parkur olduğu için de içimden pek gelmese bile ileride dönüp bakıldığında bu yarışta neler yaşadığımı hatırlatsın diye raporlaştırdığım bir yazı oldu.

Bu yıl koştuğum her mesafeyi hatta her metreyi UTMB 2022 hazırlık planı dahilinde koştum. Yılın başından beri yapılmış ve bu yarışa kadar eksiksiz götürülmeye çalışılan bir planın son antrenman yarışı olan Uludağ Ultra 23 Temmuz 2022’de  oldukça kalabalık bir katılımcı ile çok coşkulu bir şekilde koşuldu.  

Uludağ Ultra 66K parkur olarak bence orta zorluk derecesinde bir yarış. Genel olarak bahsetmek gerekirse büyükçe bir kısmı orman içi geçişlerinden oluşan, ara ara CP geçişlerinde koşucuyu asfalt yol ile buluşturan ve nihayetinde yarışın 35. kilometresinden sonra önce orman içi dağ yollarından daha sonra da Uludağ küçük  zirveye götüren taşlık zemin, çarşak çıkış ve inişleriyle güzel bir rotaya sahip. 

Parkurun detaylarına CP noktalarında değiniriz; öncelikle yarışa hazırlık, kayıt, konaklama, malzeme seçimi kısmından bahsedelim. Özellikle yarışın etaplarını merak edenler yarış başlığı altından devam edebilirler.

Hazırlık…

Uludağ Ultra başta da bahsettiğim gibi UTMB 2022 planının bir parçası olarak C klas bir yarış olarak koşuldu. Bire bir bu yarış özelinde bir antrenman yapılmadı ancak yapılan antrenmanların planlaması içerisinde gelinen nokta itibariyle alınan mesafeler ve kazanılan elevasyonlar kademeli olarak arttırıldığı için bu yarışa hazırlık doğalında yapılmış oldu. Aslında iyi bir periodizasyon ile koşulması düşünülen tüm yarışları  bütünün bir parçası olarak görmek ve koşmak mümkün. 

Yarışının yapıldığı 23 Temmuz gününde kadar geçen son üç aya baktığımızda antrenman çeşitliği ve derinliği aşağıda görülen tabloda olduğu gibi. Tüm yıl boyunca istisnasız Pazartesi günleri koşmadım. Tam ve pasif dinlenme ile geçti. Salı, Perşembe günleri hafta içi koşusu ve genellikle kısa, az elevasyonlu, trail ve ara ara asfaltta. Cumartesi ve Pazar günleri ise özellikle elevasyon ağırlıklı trail ve uzun koşular şeklinde koşuldu. Ara yarışlar için yarış haftasına yaklaşıldığında özellikle bir taper down uygulanmadı. Hatta özellikle uygulanmadı diyebilirim. Buradaki amaç yarışa bilerek en yorgun halde girmek ve Chamonix’de iki gün sürecek bir yarışın sanki ikinci gününü koşuyormuşcasına bir yorgunlukla yarışa başlamak için taper pas geçildi. Koşular kendi içinde dayanıklılığa, hıza ve istenen hacimi sağlaması açısından belli günlerde daha spesifikleştirildi elbette ama çeşitlilikten çok süreklilik ve volümün giderek arttırılmasına daha fazla özen gösterildi. Ayrıca zaman yaratılabildiği ölçüde başlarda yüzme ile haftanın sadece bir günü çapraz antrenman tabir edilen antrenmanlar da yapıldı ama genele etkisi çok az olacak ya da fitness seviyesini arttırmaya katkısı olmayacak kadar diyebilirim.

Haftanın geriye kalan iki günü Çarşamba ve Cuma günü ise salonda ağırlık egzersizi yapılarak geçirildi. Yarış gününe gelene kadar kademeli arttırılan ve özellikle güç, kuvvette dayanıklılık, mobilite ve esneklik çalışmaları ile mutlaka desteklendi. Aşağıya yapılan bir ağırlık egzersiz programının içeriğini veriyorum. Bu sayede hangi kas gruplarının desteklenmiş olduğunu daha rahat anlayabilirsiniz. 

22 Haziran (Örnek 25. Hafta egzersizi)

Isınma Elipticall 30’ 7-9 zorluk arası

  • KgxTekrarxSet
  • Abd 27x16x3
  • Add 41x16x3
  • Bi 10+10x10x3
  • Sq 20x3
  • LPess 40x25x3
  • LExt 15x16x3xR&L
  • LCurl 20x16x3xR&L
  • CPress 20+20x12x3
  • Sırt Sehpa 5x16x1 
  • Sırt Sehpa 10x12x2
  • LPD 45x16x3
  • CB 20x3
  • CB 5x20x1
  • Tr 15x20x3
  • BelTwst 10x30x3
  • BTr 15x15x3
  • Bosu denge
  • Soğuma

Alt ve üst extremite tabir edilen kol ve bacak egzersizleri ağırlık çalışmalarının olmazsa olmazıdır. Çoğu kişi hacimli kaslar oluşturduğu ve görsel açıdan da beğenildiği için üst extremite kaslarını çalışmayı sever. Koşucular bile özellikle arazi koşuları için denge ve stabilizasyon sağlayan bacak, ayak bilekleri ve nefes için olmazsa olmaz karın kaslarını desteklemeyi ihmal eder ya da sevmez. Programda gördüğünüz gibi tüm kas grupları dengeli olarak geliştirilmeye çalışıldı. Arazi koşusuna özel baton kullanımının yaratacağı stresi azaltabilmek için o kas gurubuna yönelik egzersizler de planlandı. Bazı koşucular baton kullanmazlar.

Aonijie Baton
Bu buna yönelik bir antrenman programı yapmayacağınız anlamına gelmez. Sonuçta desteklenen her kas gurubu diğer kas grupları için hiç işe yaramasa da glikojen depolarınızı arttırması yönünde bir katkı sağlayacaktır. Ağırlık egzersizleri özellikle external bir ağırlıkla veya salonda özelleştirilmiş aletlerle yapılmak zorunda değil. Kendi vücut ağırlığınız ile de evde bu grupları rahatlıkla çalıştırabilirsiniz. Elastik bantlar kullanarak ağırlığı ve stresi taklit ederek çalışmak ve istenen amaca ulaşmak mümkün. Yeter ki bu konuda sabırlı olmayı becerebilin. Son olarak da ara ara yapılan antrenmanların etkinliğini görebilmek için de basit kuvvet ve koşu testleri yapıldı. Şimdilik hazırlık kısmı ile ilgili bu kadar paylaşım bence yeterli. Daha geniş bir paylaşım belki başka bir yazının konusu olabilir.

Konaklama…

Uludağ Ultra Trail için resmi sitesinde anlaşmalı oteller günler öncesinde yayınlanıyor. Ben de organizasyonun önerdiği otellerden biri olan Karinna otelde ailece konakladım. Otel yarış başlangıç, bitiş ve fuar alanına oldukça yakın. Konaklama için çadır alternatifini değerlendirecek kişiler için de konaklama alanı sunulmuş durumda. Daha önce benzer bir deneyimim olmadığı için bu alternatif benim için yok hükmündeydi. Yıllara göre konaklama detayları değişebileceği için bu kısma girmeyeceğim ama genel olarak otel için başarılı demekte sakınca görmüyorum. Fiyat performans oranı biraz yüksek olsa da bu tür kayak otelleri genellikle pahalı olan oteller arasında oluyor zaten. 

Kayıt, Fuar alanı…

Organizasyonun bu konuda iyi hazırlanmış olduğunu söyleyebilirim. Kalabalık bir katılımcı listesine rağmen fuar alanında sıkış tıkış bir durum yoktu. Oldukça rüzgarlı bir alanda hizmet vermeye çalışan gönüllülerin ve organizasyonun hakkını vermek gerek. Benim özellikle yarışlara ve organizasyonun ciddiyetine puan verdiğim yer olan malzeme ve sağlık raporu kontrolünün tam yapıldığını görmek oldukça hoşuma gitti. Bir kontrol  listesi üzerinden malzemeler tek tek kontrol edildi. Belki bir eksik nokta olarak şu söylenebilir. Gösteremediğiniz malzemeler için de görmek konusunda ısrarcı olunmadı. Bu noktada sorumluluğu size bıraktılar. Hatta beni şaşırtan noktalardan biri bunca yıl koşarım  hep yapılacağı söylenen koşu sırasındaki kontrolün ilk defa Saitabat CP noktasında yapıldığını görmek oldu. Sadece bana mı denk geldi yoksa istisnasız yapıldı mı bilemiyorum ama böylece bir merakımı da gidermiş oldum. Hızlıca ve zaman kaybına neden olmadan bitirildi. 

Bu noktada belki göğüs numaraları için bir eleştiri yapılabilir. Neden böyle bir materyal tercih edildi bilemiyorum ama dayanıklı olması konusu biraz abartılmış gibi geldi. Oldukça sert ve kalın bir malzemeden basılmış. Bence güzel olmayan bir göğüs numarasıydı. Tek kusur bu olsun diyelim.

Organizasyon yarış kitini oldukça zengin tutmuş. İçerik olarak küçük hediyelerle donatılmış bir kit yarışçılar için mutluluk verici. Ayrıca fuar boyunca organizasyonun sosyal anlamda zenginleştirdiği aktiviteler de takdiri hak ediyor. 

Yarış...


Salomon Sense Ride4
Raiglight Gilet Responsive 10L

Bu yıl içindeki planlı beş yarışımdan dördüncüsü olan Uludağ Ultra'nın bu etabına daha önce katılmamıştım. Parkurun kısmen zorluğunu duymuştum ve çarşak çıkış inişleri nedeni ile de özellikle tercih etmiştim. (Duygusal yanım zor diyor, rasyonel yanım özellikle tercih ediyor.) Parkur beni yanıltmadı. Yarışma aslında tam bir antrenman yarışı olacağı için zemin özellikleri önemliydi ve bazı malzemelerimi denemek için de imkan sağlayacaktı. Bunlardan en önemlisi ayakklabılar, Batonlar, Sırt çantası idi. (Bu malzemelerin değerlendirmesini başka bir yazıya bırakıyorum.) Önemli bir nokta da beslenme stratejisinin geliştirilebilmesi için yapılan planlamanın çalışıp çalışmayacağının görülmesi idi. (Rasyonalist tarafım denemediğin şeyden emin olamazsın diyor.)

Bir önceki yıl parkuru genel olarak iyi sürelerde koşmuş kişilerin CP geçiş zamanlarını inceledim. Bu yarış planlarını yaparken genelde herkesin uyguladığı bir taktiktir. Kabaca bu size yaptığınız antrenmanların içeriklerinden kopya çekerek yarış içinde bu geçiş sürelerini benzer sürelerde geçip geçemeyeceğinizi gösterebilir. Sadece referans aldığınız süreyi doğru kestirebilmeniz önemli. Böylece üç dört kişinin ortalama değerlerini alarak eğer hiç koşmadığınız bir parkur ise kendinize bir CP geçiş zamanlaması çıkarabilirsiniz. Ben de benzer bir çalışma ile bunu yaptım ve kabaca yarışı on saat civarında bitirmeyi hedefledim. Aşağıda bu tabloyu, planlanan CP geçiş sürelerini ve planlanandan daha iyi geçilmiş süreleri farklı renklerde görebilirsiniz.


CP Geçiş süreleri.

Bu yarış boyunda diğer yarışlarımdan farklı olarak CP noktalarından beslenmek için hiç bir besin maddesi almadım diyebilirim. Bunun özel nedeni UTMB sırasında ilk 70K’yı koşmama yetecek yiyeceği taşıyabilir miyim diye denemek içindi. Oldukça da başarılı oldu. Ne olur olmaz orada CP'lerden hiçbir şey tüketemezsem yanımda bulunmasını planladıklarımla da yarışı bitirebilmenin bir ön çalışması oldu. Sadece CP'lerde suluklarımı doldurdum ve bu bana yarış içerisinde oldukça zaman da kazandırdı diyebilirim. Ne kadar pratik olursanız olun sizden önce orada bulunanlar, CP görevlilerinin pratikliği, yorgunluğunuz, dikkat dağınıklığınız gibi bir çok faktörü bir araya getirince CP'lerde beklenenden daha uzun zaman geçirmek her zaman olası. (Var mı bununla ilgili bir istatistik yoksa kafadan atıyor muyum? Duygusal kuyruk sallanıyor gibi.) Aynı zamanda bunun da bir pratiği yapılmış oldu ve gördüm ki ben zaten önceki yarışlarda CP'lerde gereğinden fazla oyalanıyormuşum. 

Elektrolit Tablet

Beslenme stratejisinin iki temel ögesi karbonhidrat (yağ, protein gibi diğer makroları ihmal ederek konuşuyorum ) ve sıvı elektrolit alımı. Yarışta saat başına 40 gr karbonhidrat, 600 ml sıvı ve bir bir buçuk saatte de 2 elektrolit tablet alacak şekilde planlama yaptım. Çok büyük oranda plana uydum diyebilirim. Ancak yarışın son anları yaklaştıkça özellikle Saitabat Çarşak arasında alınan sıvı miktarı yeterli olmadı. Bu hava koşullarının tüketim hızlarını, hem sıvı hem de enerji olarak ne kadar değiştirebileceğine iyi bir örnek. Gıda için hiç zorlanmamama ve geriye sadece iki hurma arttırmama rağmen bastıran sıcak ile birlikte kendimi soğutmakta zorluk yaşadım. Sıcağın yanında yüksek irtifada su içmeyi artırmak gerektiğine dair de bir yazı okumuştum (maalesef kaynak paylaşamayacağım) ve bunu da bir kenara not etmiştim. Tahtalı Ultra Trail'de de benzer bir etkiyi çok keskin bir şekilde yaşadım. Bunu da hep akılda tutmak gerekiyor. Beslenme planının tablosunu da aşağıda görebilirsiniz. 

On saate göre planlanan beslenme ve sıvı elektrolit yükleme stratejisi

Göğüs numarasına yazılmış yeme içme stratejisi.


Start-Kirazlıyayla...
Recep ile birlikte Güneş doğarken.
Foto: Organizasyon.
Yarışı iki kısma bölsek önce uzun bir iniş ardından da uzun bir çıkıştan oluşan profile sahip desek yanlış olmaz. Nerdeyse 30K genel anlamıyla inişten, geriye kalan kısım ise Uludağ Küçük zirveye kadar çıkıştan oluşan bir yarış Uludağ Ultra Trail. Belki de yarışın zorluğu temelde burada. Başta kolay gibi görünen ve start anıyla birlikte teleferik çizgisinden tepeye hemen ulaşılan, ardından üç CP boyunca inişten oluşan ve eğer hızlı başlarsanız bir süre sonra tamamen gücünüzü bitirebilecek bir özelliğe sahip. Stratejimi özellikle bu üç CP noktasını çok hızlı geçmemek üzerine kurmuştum. (Korkularım ve tecrübelerim bu noktada birbirine denk.) Zaten sabah saatleri ile birlikte hemen orman içi alana girilen bu yarışta sabahın ilk ışıkları ve mahmurluğu ile kök, kayalık, yer yer yaprak ve ıslak zemin nedeni ile kaygan alandan geçerken kaza yapmak içten bile değil. Yarışa birlikte başladığımız bu yıl iki kez birlikte yarış koştuğumuz Recep'e de sık sık dikkatli olmamız ve hızlı gitmek için acele etmememiz gerektiğini söyledim durdum. Hakikaten bana göre yarışın bu ilk kısmı festival havasında koşuluyor ve daha bacaklar enerji dolu iken kişi kendini frenlemekte zorlanıyor ama sonrasına enerjik kalabilmek açısından bu ilk kısmı yönetebilmek önemli. Bahsettiğim gibi ağırlıkla orman içi alanda dal, kök, büyük devrilmiş ağaç gövdelerini ve ara ara uzamış sulak zemine bastığınızda içine düşüverecekmişsiniz hissini uyandıran otlak alanlarından geçiyorsunuz. Fotoğrafçıların buralarda ters ışık ile yakaladıkları müthiş fotoğraflar var.* 
Bu kısım 8K ve etap içindeki iniş ve  çıkıştan oluşan 238 elevasyon kazanımlı iniş ağırlıklı bir etap. Kirazlıyayla CP'sinde neredeyse hiç durmadım diyebilirim. Sadece eksilen suyumu yenileyip yemem gerekenleri CP noktasından hemen sonra yol boyunca yedim.

Kirazlıyayla-Zeyniler...
Yine ağırlıkla orman içinden geçilen bir kısım burası. Bazı yerlerde iş makinalarının girebildiği orman içi yollar bazı yerlerde ise single track'lardan oluşmakta. Genel olarak zor bir etap değil ancak özellikle iş makinalarının geçtiği yollar çok ince tozlar nedeni ile solunumunuzu zorlaştırabiliyor. Zeynilere inmeden hemen önce sanırım yamaç paraşütü yapmak için kullanılan bir alandan geçiyorsunuz ve buradaki panaromik Bursa manzarası hem etkileyici hem üzücü. Tüm şehir ayaklarınızın altında. Eminim gece manzarası müthiştir ancak bende yarattığı hissiyat daha çok insanoğlunun sınır tanımaz ve her yeri betonlaştırma çabasının ne kadar güçlü ve durdurulamaz olduğu yönündeydi. Ormanın o müthiş canlılığından birden bire beton yığınına açılan bir pencere ile karşılaşmak beni biraz olumsuz yönde büyüledi diyebilirim. Bu etap da ağırlıkla inişten oluşan, resmiyette 11K mesafeli ve 207 elevasyona sahip bir etap. Bu CP'ye kadar Recep ile birlikte gelebildik ve keyfimiz yerindeydi. CP'de fazla mola vermedik. Su ikmalinden hemen sonra yola koyulduk. 

Zeyniler-Cumalıkızık...
Zeynilerden çıkar çıkmaz yine orman içine dalıyorsunuz ve bu kez karşınıza dar bir patika, kısmen zor bir geçiş ve sert kısa bir çıkış çıkıyor. Batonu ilk kez kullandığım alan oldu diyebilirim. Hatta burada Recep'e dönüp batonunu kullanmasının iyi olacağını söylediğimi hatırlıyorum. Zeyniler CP'sinden bu kısma gelinceye kadar konuşup CP’lerin kritiğini yaptığımız diğer koşucularla burada tren gibi ard arda dizildik. Bu noktada çok yavaşlamadan çıkmaya devam ettim. Tepeye vardığımda Recep'in arkamda olmadığını ama beni bir süre sonra yakalayacağını düşünüp koşuya devam ettim. Oysa O tepeye varmadan ayağında bir sorun ve midesinde başka bir sorun nedeni ile durmak zorunda kalmış ve benden kopmuştu. Bu noktadan sonra birlikte devam edemedik. Bu etap artık sık ormanlık alandan çıktığınız daha fazla yerleşim alanından geçtiğiniz bir kısım. Zemini bu nedenle daha rahat ve tehlikesiz. Özellikle yerleşim alanlarında asfalt ve Arnavut kaldırımı alanlardan koşuyorsunuz. Cumalıkızık CP'si fiziki olarak var olan ancak yarış sonrasında geçiş sürenizi göremediğiniz bir CP oldu. Ya ölçüm yapılamadı ya da yapılan ölçümler hatalı olduğu için geçiş sürelerimize yansıtılamadı. Kendi geçiş süremi sıkı takip ettiğim için buradan hangi saatte geçtiğimi biliyorum ve yukarıdaki süreyi kendi hesaplarıma göre yazdım. Bu etap da iniş ağırlıklı 11,5K uzunluğunda 366 Elevasyon alınan bir etap. Bu CP'ye vardığımda saatim 27,9K'daydı. Yarış notlarında 30,5K'da ulaşmamız gerekiyordu. Yarışın daha yarısına bile varmadan 2.5K'lık bir fark oluşmuştu. Bu kadar yüksek hatalı bir GPS ölçümü genellikle olmaz ancak organizasyonun GPS kayıtları ile biz yarışmacıların GPS ölçümleri de çok nadir birbirini tutar. Yarış öncesinde brifinge katılamadığım için belki CP noktaları ile ilgili bir düzenleme olmuştur ve ben kaçırmışımdır diyerek yola devam ettim. Sonuçta ben CP'lere varmam gereken saatte varıyordum ama eğer 2,5K daha eksik koştum ve planıma uyan saatlerde geçiş sağladımsa bunun anlamı da yavaş koşuyorum demekti. (Hesap ortada kardeşim.) Ancak buna pek takıldığımı da söyleyemem. Bu CP'de de sadece su takviyesi yaptım. Hatta bir bardak da fazladan su içeyim derken gazozu mideye indirmiş oldum. Fena da olmadı. Bu noktada yarış öncesinde yaptığım ilk katı beslenmenin benzeri iki adet fıstıklı ekmeği yediğim nokta oldu.

Cumalıkızık-Saitabat...
Bu etap tüm rotanın belki de yerleşim içinden en çok geçen kısmı diyebilirim. Cumalıkızık'tan Saitabat'a varana kadar geçen kısım parkurun benim için en zor alanı idi. 12K süren bu etap ve ardından Uludağ Saidabat- Uludağ Çarşak etabı ile birlikte sıcak konusunda en zorlandığım alan oldu. Basık ve nemli hava oldukça yordu beni. Planladığım zamanın kısa bir süre önünde hareket edebildim ama keyifsiz koştuğum alan diyebilirim. Totalde 536 metrelik elevasyon ile geçilen bu etap ardından gelecek uzun çıkışların habercisi adeta. Yer yer orman içine giren alanlarda serinlemek mümkün ama çoğunlukla açık alanda koşuluyor olması yorucu. 

Saitabat-Uludağ Çarşak...
Yeniden orman içine dalınıyor ancak single track değil.  Bu kez orman içi yollardan ve daimi tırmanarak ilerlemeniz gereken bir etap. Ara ara koşabilmeniz mümkün ancak yükselen güneşin de etkisi ile belki koşmasam daha iyi diye düşündüğüm anlar çok oldu. Tırmanışlar çok teknik değil ve fazla baton ihtiyacı hissetmeyebilirsiniz ancak ara ara kullanmak kaslara nefes alması için zaman tanıyabiliyor. Yolun dönüş kısımlarında ağaçların gölgeleri ile adeta köşe kapmaca oynayarak ilerliyorsunuz. Bu etapta ikisi doğal birisi gönüllülerce oluşturulmuş su kaynağı vardı. Belli ki organizasyon Uludağ Çarşak'tan hemen önce bir su istasyonunun iyi olacağına karar vermiş ve çok da süper olmuş. Hatta gönüllülerin buradaki suları derede soğutarak servis yapmaları müthiş güzel bir olaydı. Yol üstündeki iki doğal çeşme de bu etabın zorluğunu kırmaya yarayan iki doğal su kaynağı idi. 12,5K'lık bu etapta 1391 metre gibi bir elevasyon alıyorsunuz. Yani başından sonuna çıkış ağırlıklı bir etap. Teknik zorluğu olmasa da özellikle öğlen saatlerine denk gelen bu alanı çıkmak zor, uzun ve yorucu.

Uludağ Çarşak-Finiş...
Gelelim en son etaba. Herkesin oldukça zorlandığı, özellikle en tepeye varıncaya kadar single track'ın bile kalmayıp sadece işaretleri takip ederek koşmak zorunda olduğunuz bir etap. Ağırlıkla çıkıştan oluşan 11K ve 523 metre elevasyondan oluşuyor. Tepeye varıncaya kadar çok sert bir rüzgarla mücadele etmek gerekti. Sabah saatlerinde sert esen rüzgar tepelerde bizi yeniden karşıladı. Bir CP öncesinde sıcaktan boğuluyorken bu kısımda yol boyu rüzgarlığımı giymeli miyim, giymemeli miyim çelişkisi yaşadım. (Kuyruk mu hakim, köpek mi?) Bir taraftan serinlik hoşuma gidiyor bir taraftan da bu terle kaslarım tutulacak diye düşünmeden edemiyordum. Bulunabilirlik çavlanı Uludağ'ın zirvesinde bile beni rahat bırakmıyordu. Bu etapta sularımı doldururken hazır dolu bardaktan su içmek isterken yine gazoza denk geldim ve bu kez iki bardak içtim. Çok iyi geldi. Hem enerji verdi hem de serinletici geldi. Artık tepeye varmıştım ki önümde giden bir kişi daha gördüm. İnişe varmadan yakaladım ve maden inişi için izin isteyip önüne geçtiğim anda ayağım kaydı ve sağ dizimin üzerine düştüm. Belki yorgunluk, belki dikkat dağınıklığı, belki de çok teknik olan bu iniş kısmındaki parkurun kaygan hali buna sebep oldu. Başta biraz endişelendim ancak çok ciddi yaralanmadığımı anladığımda rahatladım. Koşmaya, daha doğrusu dikkatli ama seri bir şekilde inmeye devam ettim. Maden inişi bittikten sonra da artık otele kavuşturacak iniş yoluna varana kadarki düzlükte sanırım tüm yarışın en hızlı bir iki kilometresini koştum. Ve sonunda finiş takının altından 8 saat 51 dakikada geçmeyi başardım. Bu pek beklemediğim bir süreydi ama bence bu parkurun aslında beklenenden daha kısa olması ile ilgili olabilir. Saatime baktığımda 62,73K yazıyordu. Bu en az 3,25K daha az koştuğumuz anlamına gelir. 

Sonuç…
En başından dediğim gibi bu yarış UTMB 2022 hazırlık döneminin son test yarışıydı. İçimdeki bitmek bilmeyen mücadelenin patikadaki yansımalarını görebilmenin, kuyruğun mu, köpeğin mi başat olduğunu değerlendirebilmenin bir denemesiydi. Ve gördüm ki artık yarışlarda duygular ve/veya rasyonalist tarafım beni yönetmeye çalışsa da yeri geldiğinde hangisini öne çıkarıp hangisini susturabileceğim yolunda çok büyük yol katetmişim. 
Postmodernizmin “meta anlatılara karşı bir şüphe meselesi” olduğunu söyler filozof Jean-François Lyotard. Çok da haklı. Bazen bildiğini bilmiyor saymak, soruları baştan sormak ya da başka soruları sorabilme cesaretini göstermektir gelişim. Bu yönüyle baktığımda tüm meta içeriğiyle aylardır önümde duran UTMB 2022’nin içimde yarattığı hisse yeniden odaklanabilmemi ve objenin kendinden çok süje olarak keyifle yaşayabilme olanağına odaklanmam gerektiğini bir kez daha hatırlattı Uludağ’ın eşsiz manzaraya sahip rüzgarlı zirvesi ve her adımı ayrı güzel patikaları. İyi ki koşmuşum. 

Değerlendirme…
Yarışın kısa bir değerlendirmesini yapmak istesem neler söyleyebilirim kısaca bunlara da raporda değinmiş olayım. Belki bu yazıyı okuyan kişilere bu açıdan da bir yol gösterebilir.

Artıları…
  • Yarışın artıları eksilerinden çok diyebilirim. 
  • Fuar alanının düzeni, gösterilen ilgi ve malzeme kontrolleri ve buna yönelik gayretler çok yerinde. 
  • Fuar alanının zenginliği orta düzeyde diyebiliriz ancak burada artan ekonomik baskının daha etkin olduğunu düşünüyorum.
  • Yarış kiti oldukça başarılı. İçindeki ufak hediyeler, verilen malzemelerin kalitesi koşucuları tatmin edecek düzeyde. 
  • Parkur boyunca ve sonrasında gönüllülerden aldığınız destek çok güzel. 
  • Yarışın bir festival havasında geçmesini sağlamak için yapılan organizasyonlar başarılı.
  • Her ne kadar hava muhalefetine takılsalar da ortamı yumuşatan güzel oluşumlar. 
  • Yarış sonrası masaj desteği alabiliyor olmanız ve yiyecek, içecek desteği yeterli. 
  • Makarna partisine katılmadığım için değerlendirme yapamayacağım ancak sanırım o da iyidir diye düşünüyorum. 

Eksileri…
  • Göğüs numarasının kalın yapılmış olması. Uzun süre koşan biri için özellikle rüzgarlı havada biraz sorun oluşturdu diyebilirim. (Önemsiz bir sorun bence.)
  • CP’lerde yiyecek fazla kullanmamış olmakla birlikte artık çok zengin bir CP içeriğinin olmaması. Örneğin jel, elektrolit destekler gibi. 
  • Ödül töreni. Belki de tüm organizasyon içinde bana göre  planlaması ve içeriği en kötü yapılmış olaydı. Başta kurgusunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Sonra da ödüllendirme mantığının. Genel klasman birincileri üstten aşağı 100K, 66K, 30K,16K 6K sona kadar sıralanıp sonra yaş gruplarına geçildi. Oysa gruplar en uzun mesafe kadın, erkek genel ve ardından kadın, erkek yaş grupları şeklinde verilmeliydi. Böylece 100K koşmuş bir yaş grubu koşucusu 6K genel klasman sporcusunun ödül almasını ve sonra kendisinin takdir edilmesini beklemek zorunda kalmazdı. Kimsenin koştuğu mesafeyi küçümsemek istemiyorum ama 6K genel klasman birincisini 100K yaş grubu birincilerinden önce takdim etmek, adına Uludağ Ultra Trail dediğiniz bir yarışta 100K koşan bir koşucuya haksızlıktır hatta belki saygısızlık. Bir de bunun ödüllendirme bacağı var ki orası da kanımca pek hoş olmamış. 30K, 16K, 6K gibi kilometreleri gereği Ultra bile sayılmayan bu mesafelerin genel klasman birincilerine para ve/veya sponsor hediyeleri vererek kişilerin çabalarını takdir etmek güzel ama aynı kürsüye 100K, 66K gibi mesafeler koşmuş yaş gruplarının en azından birincilerinin eve eli boş gönderilmesini pek hoş karşılamadığımı söylemem gerekir. Belki organizasyon kendini gözünden kaçırdığı bu durum için koşuculara hitap eden bir özür ve takdir hediyesi ile affettirebilir. Aksi takdirde bir süre sonra bu yarış ciddi mesafe koşabilen kişilerin değil hafta sonu sosyal aktivite olsun isteyen kişilerin önceliği olan bir yarış halini alıverir.

Katılımcı madalyası.

Finisher Plaketi.
Plaketin engelli bireylerce yapılmış olması ayrıca büyük bir hediye.
Emeklerine sağlık.

Kaynak: (1) Hızlı ve Yavaş Düşünme. Daniel Kahneman. Varlik Yayınları.

12 Kasım 2021 Cuma

KAPADOKYA ULTRA TRAIL (CMT)

 



"Mümkün mertebe az oturmalı; açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli. Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir. Daha evvel de söylediğim gibi kutsal Tin'e karşı işlenen esas günah yerinden kıpırdamamaktır."
                                                                                                                 Nietzsche, Ecce Homo

Nietzsche'nin felsefi düşüncesinin derinliğinden mi, koşmayı sevmekten mi, yoksa hareketli olmayı yücelten bu sözü nedeniyle biraz olsun ona kendimi yakın hissetmiş olmanın verdiği hazdan mı bilmem yukardaki sözü hep hoşuma gitmiştir. Elbette koşuya ilk başladığım sıralarda bu tarzda bir düşüncem yoktu; ama koştukça ve buna zaman ayırdıkça kendi felsefi yaklaşımınızı da oturtmaya ve koşunun sizin için neler ifade ettiğini birer birer keşfetmeye başlıyorsunuz. Koşamayabileceğinizi düşünmek adeta en büyük ceza gibi geliyor. Özellikle pandemi nedeni ile evlere hapsolmuş bedenlerin, sanki evrene hapsolmuş hissiyle sokağa çıkabilmek için yaptıkları aklıma geldikçe Nietzsche'ye ne kadar hak verdim bilemezsiniz. Ancak karantinalar bitip de bu yöndeki kısıtlamalar kalkınca yeniden eski haline dönen insan davranışlarını görünce, hareketin kendi doğasındaki var etme eylemini, var olanın anlamaktan bir o kadar uzaklaştığını hatırlamam da zor olmadı. 

Yeni bir yarış raporunda birlikteyiz. Bu raporda daha önce koştuğum ve bence her ikisinde de istediğim performansı sergileyemediğim 35K'lık kısa (CST) ve 64K'lık orta parkur (CMT)  yarışlarının bir rövanşı niteliğinde olan, 2021 yılı 64K'lık orta parkurunun (CMT) içeriğini okuyacaksınız. Hazırlık evresi, kullandığım malzemeler, konaklama ve izlenimler gibi bilgileri aktarmaya çalışacağım. Yarış ile ilgilenenler ise ilgili bölüme direkt geçiş yapabilirler.

Giriş...
Bu yarış ile ilgili hiç bilgisi olmayan, trail yarışlarına yeni başlamış kişiler için kısa bir bilgi vermek gerekirse Kapadokya Ultra Trail yarışı Uluslararası nitelikte, yani bir çok yabancı sporcuya da ev sahipliği yapan, ITRA puanı verebilen, Salomon sponsorluğunda, Ekim ayında, uzun (119k) orta (63K) ve kısa (35K) olmak üzere üç ayrı mesafede gerçekleştirilen oldukça prestijli bir yarış. Seçilen parkur oldukça turistik bir bölgede ve yapısı itibari ile özel bir dokuya sahip.  Zor olarak tanımlanmayacak, zaman zaman yerleşim yerlerinden geçen, ara ara Arnavut kaldırımına çıktığınız ama çoğunlukla yörenin hakim dokusu olan volkanik kalıntıların doğanın yıpratıcı etkisi ile oluşmuş tüf ve kalıntılarından oluşan özel bir parkura sahiptir. "Koşunun sınırlı bir kısmı dışında tamamı, kimi yerlerde yoğun bitki örtüsüne sahip toprak ve kayalık zemin üzerinedir." Detaylı bilgiye Argeus'un ilgili sitesinden de bakılabilir.

2018 yılında ilk ve o yılki tek trail yarışımı Kapadokya'da koştum. Çok iyi bir yarış olduğunu söyleyemem. Ardından 2019 yılının Ekim ayına gelinceye kadar bir çok yarış ile kendimi geliştirmiş ve bu kez 63K'lık bir Kapadokya parkuruna hazırım demiştim. O yarış da istediğim gibi geçmemişti. Raporlarında da belirttiğim bazı aksilikler nedeni ile CMT parkurunda Akdağ çıkışına varmadan önce pilim bitmiş ve yarışın bundan sonraki kısmını kötü bir moralle bitirmiştim. Yarıştan bir süre sonra da bu iki yarışta da yaşadığım kramp ve benzeri sorunları bir daha yaşamadan özellikle CMT parkurunu temiz bir şekilde bitireceğime dair kendime söz vermiştim yenilen güreşçi misali. 2020 yılının başı ve Pandemi dönemi koşu antrenmanları sekteye uğrayınca verilen sözler de istemeden yalan oldu. Bir çok aksilikler yaşandı, araya Covid enfeksiyonum girdi ve gerçek anlamda bir trail yarışı koşabilmek için 2021 yılının Mart ayını beklemek gerekti. 13-14 Mart 2021'de Efes Ultra (120K) ile ultra trail yarışlarına dönüş yaptım. 
Tahtalı Sky Trail ardından bu yılın üçüncüsü ve benim için önemli olan Kapadokya 63K yarışını koşmak adeta huysuz bir sevgili ile buluşmak gibi bir anlam taşıyordu. Gerekli özeni gösteremediğiniz, sizden kaynaklanmadığını anlatamadığınız ve biraz sizden yüz çevirmiş birisinden haksız yere ilgi beklemek gibiydi yarışa karşı hislerim. Önce tatlı tatlı beni kendine çekiyor, parkuruyla, doğasıyla beni cezbediyor, kesin iyi bir sonuç alacağım hissini yaratıyor; ama parkur özelliğinden mi yoksa benim zihnimdeki sınırlarımdan mı bilinmez mutlaka sert yüzünü gösterip beni mutsuz etmeyi başarıyordu. Bu kez olumsuz bir sonuçla ayrılmayayım parkurdan diyerek, olabildiğince antrenmanlara adapte olmaya ve formda kalmaya çalıştım; ama bu yarışta da sonu öncekiler gibi kötü denemeyecek fakat istediğim gibi iyi de sonuçlanmayan bir şekilde bitti. Hani hep kayıpların ardından bir teselli buluruz ya benim tesellim de "asıl önemli olan sağlıkla bitirmekti ve bu hedeften bu kez de zerre sapılmadı" oldu. Birazdan yarış ve hedeflerin tutup tutmadığından, huysuz sevgilinin huyundan bahsederiz elbet ama önce biraz organizasyon, brifing ve  hazırlık döneminden bahsedelim.

Malzeme Kontrol ve Brifing...
Bu yarışın belki de organizasyon tarafındaki en temel değişikliği daha önce olduğu gibi canlı brifing verilmemesiydi. Belki önceki yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır. Özellikle Kapadokya yarışı için organizasyona yönelttiğim eleştirilerden biri de canlı brifingler sırasında oluşan gürültü nedeni ile brifingi dinleme zorluğu idi. Böylesi önemli bir yarışta bir araya toplanan yüzlerce kişiye koca bir salonda bilgi aktarmaya çalışmanın ne derece zor olacağı özellikle Covid tedbirlerini de düşündüğünüzde ortadaydı ve organizasyon bu yıl brifingi online yaparak bu sorunu çözmüş. Gürültülü, dikkat dağıtıcı ve amacından sapan görüntülerden uzak dileyenin dilediği zaman dinleyebileceği bir portalde verilmesi daha uygun oldu. İki ayrı dilde yaklaşık onar dakikalık sunumlar halinde olan online sunumlar kanımca oldukça güzel hazırlanmıştı. Belki bu noktanın tek dezavantajı şu olabilir; yarış statüsünde ya da rotasında bir değişiklik öngörülürse bunun sunumlara hızla aktarılması mümkün olamayabilir. Brifingler böyle olsun diye ilettiğim eleştirilere demek ki olabiliyormuş diyesim geliyor. 

Ankyra'lı dostlarla yarış öncesi akşam yemeği
Malzeme kontrolü de yine Covid tedbirleri kapsamında yapılmadı ancak kayıt sırasında yine yüz yüze temas gerekli oldu. Kayıt alanına kişiler HES kodu sorgulanarak alındılar. Yarışmacılar dışında kimsenin içeri alınmaması ve buna dikkat edilmesini iyi bir uygulama olarak görüyorum. Gönüllü çalışanların da maske ve mesafeye dikkat etmesi hassasiyetin bir göstergesi. Burada bir öz eleştiri yapmam gerekirse organizasyonun bu amaçla elinden geleni yapmış olmasının yanında kişilerin birbirleri arasına koyması gereken mesafeyi kurallar ile kendisi arasına koyunca çok da uygun olmayan görüntüleri görmek pek zor olmadı. Bakınız bizim yemek fotoğrafımız. 
Fuar alanında ürün alış verişi sırasındaki yakın temaslar, açık havadaki bir araya gelişler, toplu yenen yemekler gibi sebeplerle hastalığa davet eden davranışlar maalesef oluştu. Dilerim yarış sonrasında kimse Covid geçirmemiştir. Belki organizasyonun yarış sonrasında yarışçılara mail atarak Covid geçiren kişilerin olup olmadığını sorması diğer yarışları organize edenlerin nelere dikkat etmesi gerektiği yönünde uyarıcı olabilir. Malzeme çantalarına (zarflarına) yarış sonrası sporcuların sağlık durumları ile ilgili bir soru seti hazırlanması iyi bir geri bildirim olabilir.

Konaklama...
Bu yıl Mustafapaşa'daki Bezirhane Otel'de konakladık. Daha önceki yıllara göre yarış başlangıç noktasına daha yakın. Bu konuda Bülent'in desteği çok büyüktü ve bizler için uygun bir lokasyonda, uygun fiyatlarla konaklama imkanı sağladı. Kendisi maalesef son antrenmanlar sırasında sakatlandığı için yarışa katılamadı ancak bizlere destek için yine de otele geldi. Daha önceki yarışlarda Ürgüp ve Avanos'ta konaklamıştık. Bunlar hem başlangıca uzak hem de çok iyi olmayan konaklama deneyimleriydi. Yarış gecesi iyi bir uykuyu çok önemsiyorum ve bu nedenle otelin konforu uygundu. Genellikle sabah çok erken saatte kalktığımız için otel görevlileri kahvaltı konusunda sıklıkla mızmızlanırlar. Bu kez bu konuda da pek sıkıntı yaşamadık. Mükellef bir kahvaltı olmasa da yumurta yiyebileceğimiz bir sabah kahvaltısını çok erken saatte de olsa alabildik. Otel odaları mağara gibi kayaya oyulmuş olduğundan telefon oda içerisinde çekmiyordu ve internet hizmeti de bu nedenle sıkıntılıydı ama önemsediğim bir konu kesinlikle değil.

Hazırlık...
Birlikte Antrenmanları yaptığımız Ankyra SK.
Kapadokya yarış takvimi açısından çok iyi hazırlanabildiğim ve kendime antrenman için fırsatlar yaratabildiğim bir özelliğe sahip değil. Sanki  sevgilinin bir kez daha üzülebileceği baştan belli gibi. Daha önceki yarışların antrenman dönemlerinden de aklımda kalan Ekim ayında koşulan bu yarışın benim gibi mesaili iş yapan birisi için aslında uygun  bir zamanda olmayışı. Eğer çok yarış odaklı yaşamıyorsanız bende olduğu gibi araya giren yaz tatili ve aile planları nedeni ile antrenmanların yaklaşık bir ay gibi bir süresinin güme gitmesi pek mümkün. Özellikle yaz aylarının sıcak geçmesi antrenman başlangıç ve bitiş saatlerini çok etkiliyor. Bu doğalında antrenman sürelerine ve toparlanma sürelerine de yansıyor. E! bu herkes için geçerli derseniz size katılırım ama belki iklim olarak daha uygun coğrafi koşularda yaşayanlara avantaj sağlayabilir. Bende dezavantaj yaratıyor.

Bisiklette bir gün.
Foto: Pelin
Yılda bir ailem ile beraber yapabildiğim on beş günlük yaz tatili ve ardından on günlük tekne seyahati bu yıl da antrenmanlarımın aksamasına sebep olan dönemler oldu. Bu kez yarış öncesi bir sağlık sorunu yaşamadım aksine oldukça sağlıklı ve dinç bir şekilde yarışa hazırlandım diyebilirim. Antrenmanları daha çok temel antrenmanlar tarzında yaptım. Otuz kilometreden daha uzun antrenmanlar yapmadım ve bu antrenmanların da sayısı oldukça azdı. Haftalık artan volümlere çok odaklanamadım. Haftada en az dört gün devamlılığında bazen içine yüzme ve bisikleti de ekleyerek zenginleştirdiğim çapraz antrenmanlar yaptım. 
Hatta Ankyra takım kaptanının yarış öncesinde oluşturduğu en az üç gün yapılacak ve kırk beş dakikadan daha az olmayacak 12 haftalık meydan okuma antrenmanlarına %97'lik bir oranda uydum. Güç ve güçte dayanıklılık antrenmanı hiç yapmadım desem yeridir ki bunun eksikliğini yarışta çok hissettim. Tepe antrenmanları ile yükseklik kazanımı antrenmanlarını daha fazla önemsedim ve bunları hiç aksatmamaya çalıştım.

Bir önceki yarışın antrenman süreleri ile kıyaslamak gerekirse açıkçası çok ciddi bir toplam mesafe farkı yok iki yıl arasında. Ancak toplam yükseklik kazanımına bakıldığında bu yarış için daha büyük bir fark var denebilir. Bunun sebebi antrenmanların neredeyse tamamına yakınını ODTÜ arazisi içinde ve en kısa koşuda bile 300 m kazanım olacak şekilde yapmamdı. Kendi içinde dayanıklılığı çok destekleyen bir durum bu. Yarışa özgü antrenmanların olmazsa olmaz parçası koşmayı hedeflediğiniz arazinin yapısına uygun arazi zemininde antrenmanlar yapmaktır. Bazı durumlarda araziyi birebir taklit etmek mümkün olmasa da benzer arazi koşullarını tercih etmenin faydası var. Bu anlamda Ankara'da arazi yarışlarına hazırlanmak isteyen kişiler için ODTÜ kampüs arazisi ve TRT Eymir sırtları iyi birer fırsat. 

Karasay zirve. Foto: Derya Duman
Eznevit zirve defteri.

Bir kaç yıldır da büyük yarışlarımızın öncesinde Aladağlara giderek irtifa antrenmanları yapıyoruz. Ankyra SK Sporcumuz Derya Duman'ın rehberliğinde Aladağlar'da sert rotalardan çıkış ve iniş antrenmanları ile dayanıklılığımızı arttırmaya çalışıyoruz. Bu yıl da benzer bir organizasyonu Ağustos ayının başında planlayıp bitirdik. Bunun da dayanıklılığa çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Özellikle yüksek irtifada azalan oksijen ile yorulan kaslar sonrasında ayakta kalabilmeye çalışmak ve bacakları o şartlarda zorlamak yarış anındaki yorgunluk anlarında alınacak kararları doğru yönetebilme becerisini de kazandırıyor. Bu yıl Karasay, devamında Eznevit zirve yaptığımız aktivite oldukça yorucu geçmişti ve sonrasında bir hafta kadar bacaklarımın ağrıdığını hatırlıyorum. 
Tüm antrenmanlarım içerisinde gördüm ki iniş antrenmanları her zaman benim için en zorlu olanları. Çıkış özellikle dayanıklılık yönünden nasıl avantajlı olduğumu düşündüğüm alan ise inişler anındaki hızda da, güçte de oldukça zorlanıyorum. Bunu yönetmeye yönelik antrenmanlara odaklanmak gerek.
Bir önceki yarışta 18 haftalık bir hazırlık programı uygulamıştım. Başı sonu belli bir programdı. Bu yıl sadece antrenman volümüne odaklanabildiğim bir yıl oldu. Kıyaslarken de geçen yılki antrenman haftasındaki volüm ve yükseklik kazanımını kıyaslayacağım.
Temel olarak bu yıl bakıldığında bir önceki yıla göre sandığım kadar kötü bir hacim olmamış kilometrelerde. Bir önceki yıla göre sadece %5'e yakın bir eksik ile tamamlanmış. Tabi ideal süreler değil aslında çünkü bir önceki yılın gerçekleşme yüzdesi de planlanandan oldukça düşüktü. Buradan da yarış zamanının aslında benim için uygunsuzluğuna gidiyorum yine. Yani sevgili; "ya sen bana geçsin, ya da ben sana erken misali." Planlanan ile gerçekleşen arasındaki fark maalesef yılın bu döneminde benim için çok oluyor. Beni sevindiren ise bu yıl yükseklik kazanımı ağırlıklı bir koşu olmuş. Aladağlar kampının tabi ki önemi var ancak arada koşulan Tahtalı yarışı ve antrenmanları planlarken eğim grafiklerine dikkat ederek planlamamın bunda etkisi daha büyük. Bir önceki yarışa göre %55'e yakın bir yükseklik kazanımında artış yakalamışım. Bu tabloya yarıştaki kazanımlar dahil değil.


Yarış...
2021 yılında tam istediğim gibi bir planlama ve antrenman gerçekleştirememiş olsam da yarışa başlarken aklımda yaş gurubunda kürsüye çıkabilme ümidi vardı. Bunu 2019 yılının ilk üç yarışçısının bitirme sürelerini dikkate alarak düşünmüştüm. Her yarış öncesi hazırladığım koşu planını 7 saat 45 dakikada yarışı bitirecek şekilde yapmıştım ama eğer yarış içinde işler iyi giderse 7 saat 30 dakika ile en kötü üçüncülüğü alabilirim diye düşünüyordum. Huysuz sevgiliye duyulan umutsuz aşk. Önceleri yaptığım gibi kilometre kilometre plan yapmadım bu kez. 2019 yılının yarış planını kontrol noktalarına varış sürelerini revize ederek güncelledim ve 2021 yılı yarış planını oluşturdum. Yeme içme planını ise bir önceki yarış planına sadık kalarak değiştirmedim. 

2019 Plan
 
2021 Plan

Yarış için temel strateji yarış rotasını üçe bölmekti. Böylece kazanılacak yüksekliğe göre koşu hızları ve sürelerini, besin desteği ve kontrol noktalarının geçiş sürelerini daha kolay hesaplayıp yönetebilecektim. 
İlk bölüm Start ve Uçhisar arası, ikincisi Uçhisar-Çavuşin arası ve üçüncüsü de Çavuşin-Finiş arası. Şimdi bölüm bölüm bakalım. 

Uçusar'dan inişte.
Foto: Organizasyon
İlk bölümde; 27.8K'da toplam 885 m'lik bir yükseklik kazanımı var. Bu kısmı 2 saat 50 dakikalık bir sürede geçmeyi hedeflemiştim. Her kontrol noktasında durup su almayı planladığım için kontrol noktası (CP) atlamadım. Hatta durmaları biraz abarttım diyebilirim. Bunu belki bu raporu okuyacak yeni koşuculara bir ipucu olur diye de tam bu noktada söylemekte fayda var. Organizasyonun yanınızda bulunmasını istediği plastik bardak ile kontrol noktalarında su içmeye çalışmak tam bir eziyet. Özellikle Covid tedbirleri ile daha önemli hale gelen bu bardak işi çevreyi kirletmemek için alınan önemli bir tedbir de aynı zamanda ama benim için çok zaman kaybına yol açtı bu kez. Koyduğum yerden çıkar, su iste, iç, yerine tıkıştırmaya çalış, hatta bu arada diğer sularınızın doldurulup doldurulmadığını kontrol et oldukça zorlaştırdı işi. Buralarda çok zaman kaybettim. Daha pratik yöntemler bulmak gerek. Belki bu amaçla sadece sulukları kullanmak bile akıllıca olabilir. Zorunlu malzeme listesinde yer aldığı ve kontrol edilirse diskalifiye olma riskini alamayacağınız için yanınızda mutlaka taşıyorsunuz. Ben bu kez kullanmayı da istedim ve işte anlattığım gibi bir sonuç çıktı ortaya.

Göreme Kontrol Noktası (Sanırım)
Foto: Organizasyon 
İlk iki kontrol noktasını da istediğim sürelere yakın geçtim diyebilirim. ilk CP'ye varmadan hemen önce bir adet jel ve 21K'da da Uçhisar çıkışı öncesi bir jel daha aldım. CP'lerde kola, tuz, mandalina, limon ve çok az kraker tükettim. Tüm CP'lerde de böyle devam etti gitti. 

Yarış sırasında ayakkabı tercihini Nike WildHorse 6'dan yana kullandım. Yaptığım antrenman mesafelerinde sorun çıkarmayan ayakkabı bu mesafede iki ayak başparmak tırnağımda da sorun yarattı. İkisine de yarış sonrası müdahale edip küçük delikler açarak oturan kanları boşaltmam gerekti. Tırnaklar şimdi sadece yeni gelecek tırnaklar için kalıp görevi görsün diye yerindeler ve çekilecekleri günü bekliyorlar. Son bir kaç yarıştır hiç yaşamadığım bu sorunu yaşamaya başladım. Bu konuya da daha sıkı eğilmeliyim. Ayakkabıyı ilk aldığımda da beğenmemiştim. Uç kısmı dar ve uzun gelmişti. Altının deseni ayak stabilizasyonu için bence yetersiz. E! neden aldım. Çünkü önceki modelleri olan WildHorse 4 ve WildHorse 5 bana göre kusursuz ayakkabılar. Sağlamlığından tutun da yol tutuşuna kadar. Maalesef şimdi bulmak mümkün değil. Bazen ayakkabılarda model yenileyeceğiz diye garip şekiller yapıyorlar. Bence WildHorse 6 tam anlamı ile böyle ve gereksiz bir tasarım. 

Yarışın başında da Arnavut kaldırımın aralarına saplanan batonum ile ilk CP öncesi de aynı durumu yaşayıp fotoğrafçılara güzel bir kare sunmuşum.
Baton'un sağlamlığı da test edilmiş oldu böylece.
Foto: Organizasyon

Batonlar elimizde, çantalar sırtımızda biz gideriz koşmaya hey koşmayaaa..
Foto: Organizasyon

Bu yarışta özellikle Akdağ çıkışını düşünerek yardımcı olur düşüncesi ile yarışa batonlarla katıldım. Tabi seçtiğiniz ürünün hafif, çabuk açılıp kapanır ve sağlam olması sanırım istenen en temel özellikler. Decathlon'da satılan Forclaz 500 model alüminyum baton antrenmanlarda kullandığım bir ürün ve oldukça sağlam. Ucuz olması belki en büyük avantajı. Üç parça iç içe geçerek yaklaşık 50cm'ye kadar kısalabiliyor olmasına rağmen yarışta bunu çok pratik yapamıyorsunuz. Bu nedenle ben de açık halde elde taşıyarak koştum bütün mesafeyi. 
Karşılaştığım atların kuyrukları kareye girmiş.
Belki at kuyruğumu görüp bu da bizden diye
tekmelememiş olabilirler.
Foto: Organizasyon
18K civarında dar ağaçlıklı ve dar alanlardan geçerken gerek benim geçtiğim, gerekse beni geçenler sırasında birilerinin batonlarım nedeni ile zarar görmesinden çok endişe ettim. Bir ara arkamdan yanaşan kadın sporcuya "batona dikkat" diye döndükten on saniye sonra yerdeki ağaç köküne takılıp boylu boyunca uzandım. İlk yardımı da bu sporcu yaptı sağ olsun. Neyse ki bir taraflarımı kırmadan yarışa devam ettim ancak yüzülen dizler ve sol dirseğim yüzünden dikkatim çok dağıldı ve bir kilometre sonra bir de koca bir ağaç dalına kafayı çarpıp kendi kendime "dur bi sakin ol, yavaşla" dediğimi hatırlıyorum. Bu kaza da büyük bir zarar vermedi ve devam edebildim. Benim için bu yarışta en büyük sürpriz atla gezintiye çıkmış kişileri parkurda görmek oldu. Adeta devasa atları görünce dondum kaldım. Parkurda nerelerinden geçeceğimi başta bilemedim. Atları çok severim ve Aydın Soysal'ın "İnsanlara Fısıldayan At" kitabını bu yıl içinde okumuştum ve atların aslında ne kadar tedirgin canlılar olduğunu öğrenmiştim. Aklımdan bir an "şimdi bir de çifte ye, tam olsun" geçmedi değil. Bir ara liderlerine -ata değil, atın üstündekine- "geçebilir miyim? Yol verir misiniz?" diye seslendim. Neyse nezaketle kenara çekildiler ve güvenle koşuya devam edebildim. 

İkinci bölüm; 20.4K ve 660m kazanıma sahip bir bölüm. Tüm yarışı bu şekilde üçe bölünce bölümler arasındaki mesafeler ve bunlara göre kazanımlar neredeyse eşit hale geliyor. Yani km'de yaklaşık 30 metrelik bir kazanımla koştuğunuz bir yarıştan bahseder hale geliyorsunuz. Koşarken parkurun o bölümündeki özelliği ise sizin hızınızı belirleyen ana faktör. Bu matematik hesapları maalesef patikaya çıkınca tutmayabiliyor. Bu bölümü 2 saat 40 dakikada koşmayı hedeflemiştim ve çok yakın bir zamanla 2 saat 37 dakika ile koştum. Bu bölüm boyunca özel bir sorun yaşamadım. Göreme CP'sinde biraz yorulmaya başladığımı ve Çavuşin'e kadar hızlmı korumak ile ilgili bir tedirginliğimin olduğunu hatırlıyorum. Bundan sonrası önceki yıllarda benim kramplarla boğuştuğum alandır ve yarışı kabusa çevirmişti. Neyse ki şimdilik bir şey yoktu ama bu Roller-Coster tabir ettiğim sürekli iniş-çıkışlı alan biraz yorucu. Plana uygun bir şekilde Çavuşin CP'sine girdim ve geçen yıl olduğu gibi bu yıl da eşimi CP'de gördüm. Önceki yıllara göre daha dinç olmama rağmen nefesimi kontrol etmek de biraz zorlandığımı hatırlıyorum. 

Parkurun yükseklik kazanım ve süreler tablosu.

Decathlon'dan alınma Enerji Jeli
Eşimle birlikte bize destek ekibi olarak gelen Nameser  birlikte adeta pervane oldular. Bana bir çorba  getirdiler ve içmemi istediler. Hatta hemen oracıktan bir sandalye bulundu ve ben de oturdum. Bu arada Serdar'ın başıma gelip "Abi ne oturuyorsun öndesin oyalanma" dediğini hatırlıyorum. Öyle ya kürsü göreceksek bekleme yapmamak lazımdı. Kalktım ve çorbayı bırakıp yöneldim Akdağ namı diğer b.kdağ'a doğru. CP'den çıkarken Şengül sürelerime bakmıştı ve "dördüncüsün" diye arkamdan bağırdı. Aradaki zaman farkını ise duyamadım o an. Üçüncülük için bir ümit vardı demek. Tam çıkışa başlamıştım ki bu kez Güller geliyordu karşıdan ve "Dur fotoğrafını alayım dedi." "Duramam, gitmem lazım sen arkadan çek" diyerek yola devam ettim. Bu yıl Güller gönüllüler arasındaydı ve Ankyra SK sporcularına da ciddi destekleri oldu. Buradan da ona çok teşekkür ediyorum. 
Bu bölümde de üç kez jel tükettim. 35K, 41K ve Çavuşin CP çıkışı 48K'da. Böylece yanımda tek bir jel kalmış oldu. Yarış öncesi hiç deneme fırsatım olmayan bu ürünü yarışta kullanmak gibi bir risk aldım ama neyse ki sorun yaşamadım. Yukarıda bu ürünü de paylaşıyorum ki belki denemek isteyen koşucular olabilir.

Üçüncü bölümde; 15.4K'lık bir mesafe ve 485 m'lik bir kazanım kalmıştı önümde. Nabzı yükseltmemek için biraz sakin çıktım Akdağ'ı artık pek süreye de odaklanamıyordum. Batonları uyarmak için döndüğüm kadın sporcunun bu noktada önümde olduğunu fark ettim. Akdağ çıkış sonuna kadar onu tekrar geçtim. Çıkış sonrası o tekrar önüme geçti. Sonra bir ara onu yakın takip etmiş olacağım ki geçmek isteyip istemediğimi sordu. Hayır deyip rahatsız edici olmamak için biraz arayı elli metre açıp geriden takip ettim. Başından beri benzer performansımızın olduğunu ve takipte kalmamın iyi olacağını düşündüm ancak o biraz daha hızlandı ve Akdağ CP'sinde gözden kaybolmuştu. Sonra bir daha yakalayamadım. Sonrasında öğrendim ki özellikle planlarıma göre Akdağ CP'sinden sonra 1 saat 05 dakikada koşmam lazım dediğim son bölümü bu kadın sporcu 1 saat gibi bir sürede koşmuştu.  Farkında olmadan biraz havlu atmışım. Buna son anda biraz yorgunluk, biraz da dalgınlık ve yaklaşık beş dakika zaman kaybıma neden olan yol kaybetme de eklenince; benzer hızda gidebilmeyi başarabilsem aslında 1 saat 9 dakikada bitirebildiğim bu kısımda demek ki dokuz dakika gibi bir zaman kazanarak koşacakmışım.
Trail yarışlarında yol kaybetmek her zaman olasıdır. İşaretleri kaybettiğimi anladığımda önümde beliren yolda eğer yüz metre daha gitmiş olsam ileride beliren işaretleri görmüş olacakmışım. Ancak bu kez de büyük bir kestirme ile haksız bir süre kazanmış olacaktım. İyi ki kaybettiğim işaretleri bulabilmek için geri dönmüşüm. Kaybettiğim noktaya dönüp doğru rotaya girdim. Kaybedilen zaman en kritik anda geldi ve o an belki de yarışmayı üçüncülük ile bitiremeyeceğimi anladım. Üzgünüm sevgili benden bu kadar. O an aklımdan bir daha kürsü için yarışmayacağım diye geçtiğini hatırlıyorum. 
Tüm yarışı düşündüğümde, hatta bu raporu yazana kadar en kötü koştuğum kısmın Çavuşin CP'sinden sonra olduğunu düşünüyordum. Ancak yarışı bölüm bölüm ele aldığımda aslında en büyük süre kaybının daha yarışın başındaki ilk bölümde olduğunu görüyorum. En korkulan Akdağ çıkışında ise o kadar yorgunluğa rağmen planlanan süreden tam altı dakika daha erken tamamladığımı gördüm. Akdağ CP'sine vardığımda da jel almayı unuttum ve beslenme planımda uymadığım tek nokta burası oldu. 

Belki 7 saat 30 dakikada bitiririm dediğim yarışı 7 saat 45 dakika 47 saniyede aslında başta planladığım süreden 47 saniye daha fazla sürede, erkekler genelde 66. yaş gurubunda ise 4. olarak bitirdim. Üçüncü ile aramda 4 dakikalık bir süre olduğunu öğrendiğimde ise kaçırdığım yola mı yoksa gayretimin azlığına mı üzüleceğimi bilemedim. 

Yarışın Plan ve Bitiş süreleri.
Sonuç...
Yarış Plan ve bitiş süreleri yukarıda. Artık sadece sayılardan ve rakamlardan ibaretlermiş gibi görünmesine rağmen her zamanki gibi bana öğrettikleri şeyler büyük. 63K'lık bir yarış 7 saat 45 dakika gibi bir sürede koşulabiliyor. Kimine uzun, kimine kısa gelen bu süreleri elbette daha iyi ya da daha kötü bir sürede koşabilmek mümkün. Ama bunun bir önemi yok. Asıl önemli olan tüm yarış boyunca göstereceğiniz performansı sergileyebilmek için o ana kadar koştuğunuz 790 kilometre ve onu besleyen daha öncesi. Her şart ve koşulda antrenmanınızın gerektirdiği özelliğe göre koşmayı ve bunları atlamamayı başarabilmek. Sanırım birçok insanı korkutan da bu nokta. Yaptıklarınızı yapabilmek için adanmış olmak gerektiğini düşünmeleri. Ve yapamazlarsa hissedecekleri başarısızlık korkusu. Bir hap olsa ve yutuverseler ne kadar iyi olurdu diye düşündüklerini tahmin edebiliyorum. Oysa buradaki amaç ne öncesi ne de sonucu itibariyle bir performans ya da yarış koşma meselesi değil. Var olma meselesi. 
Gönlünüzü neye kaptırırsanız kaptırın ilk yapılması gereken bir yerden başlamak.  Eğer bir gün sen de kalkıp yerinden hareket etmeye karar verirsen; değişen ilk şey bir önceki gününe yabancılaşmak olacaktır. Başta kendine yabancı geleceksin, ruhuna, bedenine. Sonra çevrene. Değişime adapte olmaya başladıkça, değişimine adapte olamayanlara da yabancılaşacaksın.  Ve soracaksın her adımında bu ben miyim diye. Evet! sensin, senden var olan. Belki Nietzsche de kendisinde bu değişimi fark etti ve hareketi  bu derecede kutsadı. 
Adı ve hedefi ne olursa olsun ya da her nerede koşarsan koş; kentin, patikanın, dağ geçişlerinin doğasıyla kavuşmak onların kapsayıcılığında var olmaktır. Bu ne adı sanı belli bir yaşam şekline ne de bilindik bir felsefeye benzer. Olsa olsa huysuz bir sevgiliye kavuşabilme umudunun yarattığı tinsel huzurdur sadece. Korkma! Koş. Bu sana iyi gelecek...


Bitirme madalyası

Anılar sayfasında yer alacak bir göğüs numarası daha.


Değerlendirme...
Yarışı başından sonuna bana göre artı ve eksi yönleriyle değerlendirmek istersem neler söyleyebilirim?

Artıları;
-Yarış bir kez iptal olmuştu ve emin olmamakla birlikte önceden kayıt olmuş katılımcılara herhangi bir ek ücret istemeden katılım olanağı sağlanması,
-Yarış öncesi bilgilendirme toplantısının online yapılarak parkur ve CP bilgilerinin bence daha etkili şekilde iletilmesi,
-Numara tesliminin randevu ile yapılması,
-Yarışa başlarken koşucuların ITRA puanlarına göre start alması,
-Yarış sırasında CP'lerde beklenen gıdaların tam ve eksiksiz olması, 
-Çavuşin CP'sinde çorba verilebilmiş olması, (uzun parkur CP'lerini bilemiyorum) çok başarılı bir uygulama olmuş,
-İşaretlemelerin çoğunluğunun yeterli yapılması, 
-Her yıl bir gelenek haline gelen orta ve uzun mesafe koşucularına verilen Polar'ın bu yıl daha kaliteli olması,
-CP'lerdeki gönüllüler gerçekten çok özverili ve canla başla çalışıyorlardı. Güler yüzle karşılanmanız yarış içerisinde çok motive edici.
-Argeus organizasyonları genellikle kalitelidir ve bu marka değerine yakışır görüntüler ve yarışı cazip hale getirmeye çalışmaktaki gayretleri oldukça kıymetli.

Eksileri;
-Numara teslimi sırasında sosyal mesafenin istenilen kadar iyi korunamamış olması,
-CP'lerde görevlilerin ilgili olması yanında yarışmacılara yiyecekleri eldivensiz elleri ile sunmaları (Dalgınlık ve kargaşanın buna yol açtığını düşünüyorum),
-Alışılageldiği üzere kayıt anında verilen koşu tişörtünün bence kalitesiz olması,
-Yarış öncesinde sitesinden yazılı olarak  bildirilen Parkur bilgisinin yeterli olmayışı, özellikle yabancı sporcular ile ilk defa koşacaklar için görsellerle desteklenen ayrı bir parkur bilgi alanı olmalı. Bunu kişisel olarak yapan Vlog'cular var. Memnuniyet ile işbirliği yapacaklardır.


Yarış bitmiş. Süre ve saat kontrol ediliyor.
Foto:Organizasyon

Yarış sırasında çekilmiş hoşuma giden bir kare.
Foto Organizasyon


Ve diğer hoş bir kare.
Foto: Organizasyon