2 Nisan 2019 Salı

RUNATOLIA 2019


Başlarken...
Bu yıl yaptığım yarış planı içerisinde yer alan koşulardan biri olan Runatolia daha önce 2015 yılında da koştuğum bir yarıştı. Şimdilerde yarış sonrasında yarış raporunu hemen yazmak için yeterli zamanı ya da motivasyonu yaratmakta zorluk çekiyorum. Bu nedenle aslında 3 Mart 2018 de koşulan yarışın raporunu neredeyse bir ay sonra yazabiliyorum.
Çok fazla detaya girmeden yarış hakkında bir kaç konuya değinerek bu yarışı size aktarmak istiyorum.

Hazırlık...
Maraton hazırlıklarımı genel olarak aynı programa sadık kalarak yapıyorum. İçinde bulunduğum zaman diliminin uygunluğuna göre planları genellikle dört ay öncesinden yani en az on altı haftalık bir program şeklinde yapmaya özen gösteriyorum. Program sub 3:45, sub 3:30 yada sub 3:15 olacak şekilde oluyor. Başlangıç haftaları zor olmakla birlikte ilk ay sonrasında programa ve yorgunluk sonrasında ertesi gün antrenmanlarına uymak kolaylaşıyor. Bu yıl sub 3:15 lik bir programa başladım ancak yarış için hedefim asla bu değildi. Çünkü bu yıl için kendime daha çok ultra maratonlarla bezenmiş bir koşu ve yarış programı belirlemiştim. Bu nedenle Runatolia'yı hız kazanabilmek için bir destek maratonu olarak koşmakya çalıştım.


On altı haftalık programın ilk haftasından sonra kısa bir hastalık dönemi yaşayınca iki haftalık bir zaman kaybı ile programı tam olarak tamamlayamadım.
Burada önemli olan bu kısa aralığın programı aksatmasına izin vermemek oldu. Sonraki haftalarda aksayan haftaların volümünü kalan haftalara eklemedim. Ya da hızlı yapılacak intervallerde süreleri ya da tekrarları artırmadım. Bu sakatlıklara yol açabilirdi.

Başlarda haftalık 50K lık volümlerle başlayan program taper haftasına kadar 89K'ya kadar çıktı ve sonrasında yine 50K'lara kadar indi.

Toplamda 750 K'lık bir toplam antrenman volümüne ulaşmış oldum. Bunun yarıya yakınını Runatolia'nın kış bitimi sonrası ilk yarış olması nedeni ile evde bantta koşmak zorunda kaldım. Bantın sağlığa etkileri ile ilgili akıllarda soru varsa daha önce değindiğim şu noktalara göz atabilirsiniz.


Yarış...

Yarış için hazırlık sürecinde Ankyra SK den arkadaşlarımla uzun süren antrenmanları birlikte yapmıştık. Bu sürede yarış hedefleri giderek daha net bir şekil almaya başladı. Hatta başlarda 3:30 olan odak noktam son antrenmanlarda her şeyin iyi gitmesi ile acaba yaş grubunda Boston Qualifiye olabilirmiyim, yani sub 3:20 koşabilir miyim noktasına evrilmişti. Yarış öncesinde son hafta bu  hedefi sabitleyerek Yücel'in de yardımı ile bir excel dosyası oluşturup her km'yi kaç pace de koşmam gerektiğini netleştirdim. Hedef  3:19:18'di :)


Aslında Maratonlar için bu kadar net hedefler risklidir çünkü küçük opsiyonlarla hedefler yapılırsa acı sonuçları olabilir ama biraz tecrübelerime biraz da antrenmanlarıma güvendiğim için bu tempoyu çıkartabileceğimi düşünüp yarışa başlamaya karar verdim.

Maraton sırasında hedeften uzaklaşmamak için bu programı küçük bir asetat haline getirip göğsüme de iğneledim. Böylece ara ara bakıp plandan şaşmamaya çalıştım.

Ne kadar hazırlanırsanız hazırlanın ya da ben belki de ben böyle hissediyorum sabah bir heyecan basıyor, sınava girecekmiş gibi oluyorum. Aslında yaptığım planın tutabileceği kanaatine bir gece önce Tokyo Maratonu'nu koşan arkadaşımızdan iyi haber gelmesi ile varmıştık. Çünkü Şafak ile birlikte koşmuş ve aşağı yukarı aynı performansa sahip olduğumuzu görmüştüm. Onun derecesi bana tutunmak için sebep verdi ama yine de heyecanlanmadan edemedim.

Maraton için konaklama yeri olarak start finish noktasına yakın konaklamakta fayda var. Zira yarışa giderken elde kolda bir şeyler taşımamak, bitirince de hemen geri ulaşabilmek için lokasyon önemli. Ben de arkadaşlarıma uyarak bu kez Akdeniz Üniversitesi Misafirhanesinde konaklamayı tercih ettim. İmkanları itibariyle otelden hallice bir konaklama imkanı sunan misafirhane kıvamında bir yerleşim yeri. Starta çok yakın ve  sadece bu nedenle ana tercih sebebi olabilir. Yemek yeme olanaklarının olması, ucuz olması da ayrı avantajları. Sanırım sadece devlet memurları konaklayabiliyor belki bu nokta dezavantajı olabilir.

Yarış için starta yürüyerek vardığımızdan ısınmak için ayrıca bir uğraş gerekmedi. Yarış öncesi fotolar ve arkadaşlarla sabah geyiğinden sonra start noktasında yerimizi alıp yarış için geri  saymaya başladık.
Ankyra SK. Soldan sağa. Mehmet, Bekir Sıtkı, Derya, Yücel, Ben, Levent, Mehmet Öner


Bu yarışta dediğim gibi iyi bir hazırlık dönemi geçirmenin yanında iyi bir mental hazırlık süreci de geçirmiştim. Hangi km de ne yapacağım, yiyip içeceğim belli idi ve harfiyen uydum. Yarış sırasında tek değişiklik daha önceki yarışlarda ilk 10K'da aldığım katı protein barlarını almamak oldu. Bu yarışta ilk defa beş adet Multi Power Multicarbo Jel tükettim. Yarış sırasında tüketmek için yanıma dört adet almıştım ancak yarış stantlarında bu jellerden bulmak bir avantaj oldu. Hiç uğraşmadan stanttan alıp tüketme kolaylığı yaşadım. Kabaca 8K, 15K, 23K, 30K ve 35k'da birer tane aldım. Bu tür jeller su ile tüketilmek zorunda olduğu için bir iki tanesini su şişesinin içine sıkarak su ile birlikte tüketmeye çalıştım. Özellikle yarış sonuna doğru hem yorgunluğun hem de artık önerilenin üzerinde bir tüketim miktarından olsa gerek beşinci jel'den sonra hızla gelişen bir karın ağrısı yaşadım. Yaklaşık 36.K'da meydana gelen bu ağrı fazla rahatsız edici olmadı ve yaklaşık 2K sonra da geçti. Bu nedenle bu tür gıdaları yarış öncesinde denememişseniz ya da benim gibi bu miktarlarda denememişseniz yarış o anda sizin için kabus ile sonuçlanabilir. Dikkatli olmak lazım.

Ekipman...

Yarışta yeni bir ayakkabı ile koştum. Adidas Adizero Adios 3. Boost tabana ve hafif bir orta tabana sahip ayakkabı oldukça minimalist sayılabilir. Topuk yüksekliği 10mm olan bu ayakkabı genel olarak alışık olduğum desteksiz ayakkabılar içinde oldukça iyi bir yer etti. Yarış öncesi oldukça fazla deneme sürem oldu ve hiç bir sorun hissetmedim. Ayakkabının tam olarak üretim yılını bilmiyorum ama şuan piyasada bulabilmek maalesef pek mümkün değil. Oldukça zor edinebildiğim bu model daha önceki denediğim Adios modeller kadar dayanıklı görünmesinin yanında oldukça hafif ve bence hızlı bir ayakkabı. Yeni deneyecekler için ve özellikle destekli modeller tercih edenler için alışması zaman alabilir. Boost tabana gelince daha destekli ürünlerde iyi bir destek sağlıyor olabilir ama bu kadar ön kısmı ince bir ayakkabı için sanıldığı kadar mucize etki yaratmayabilir ki bu benim yerden aldığım desteği hissetmek adına tercih ettiğim bir şey.


Yeni denediğim diğer bir ürün ise Siroko K3S Spor gözlüğü. İspanyol malı olan bu gözlük oldukça kaliteli bir malzemeden yapılmış. Almadan önce fazla bir bilgi edinemediğim bu gözlüğe sipariş verirken çok tedirgin oldum. Gelir mi? Çakma site mi? Kredi kartı vermek güvenli mi diye. Ama hızlı kargo ve gününde teslimat, sürekli bilgilendirici geri bildirimler ile sitenin çakma bir site olmadığına ikna oldum. Benden sonra ürünün bisiklet için olan modellerini alan arkadaşlarımın da memnun kalmaları güvenimizi bir kat daha arttırdı. Değiştirilebilir camlar, optik iç çerçeve takılabiliyor olması (sadece belli modellerde), ucuz (çin malı kadar değil) ve gözü tam olarak koruyabiliyor olması, buğulanma yapmaması benim için oldukça önemli artılarından. Eksi noktası ise optik çerçeve için seçilmiş ürünün cam adaptasyonu için torslu cam kullanılmasının zorunluluğu cam için seçmeniz gereken ürün skalasını daraltıyor ve fiyatı arttırıyor. Ayrıca montaj ya da çerçevenin yerine takılması sırasında kırılma yaşanabilir, ürün oldukça hassas. Ama içine benim gibi miyop bir gözlük yaptırmak zorunda değilseniz kesinlikle süper bir avantajınız var demektir. Renkli camların takılması bana çok pratik gelmedi ama zaten tek cam sipariş vermiştim bu nedenle çok da sorun değil. Sadece temizlik sırasında ön camı çıkarıp takmak koşarken ya da bisiklet sürerken mümkün olmaz.




Bu yıl içerisinde daha önceki yarışlarda kullandığım Timex Global Trainer Multisports saatten vazgeçerek Garmin Fenix 5'e geçiş yaptım. Üzerinde çok konuşmayacağım zira çok detaylı inceleme yazılarını ve videolarını internette bulabilirsiniz ancak kişisel deneyimlerimi daha çok ultralarda denemelerimi daha sonraki yazılarda ara ara paylaşmayı deneyeceğim. Zira bazı özellikleri keşfetmek için zamana ve pratik bilgilere ihtiyaç oluyor. Yeni ekipmanlardan biri de bu saat ve göğüs bandı idi ve koşuda hakkını fazlasıyla verdi.


Sonuç...
Bu yarış için çok fazla anlatabileceğim bir şey yok. Daha önceki yarışlarımdan daha hızlı ve daha az antrenman süresi ile daha kolay bir koşu geçirdim ve 3:18:11 gibi bir sürede hedeflediğim sürenin altında bitirdim. Daha sonra öğrendim ki bu süre aslında Boston Maratonu için gereken sürenin çok çok altında bir süreymiş. Bu nedenle tek taşta iki kuş vurmuş oldum. Artık geriye Boston Maratonu için kayıt zamanının açılmasını beklemek kaldı.

Aslında bu yarış ile iki değil üç kuş vurmuş oldum diyebilirim. Antalya Maratonu'nun benim için sosyal anlamda dostlarla görüşmek (burada Tenzil ve Yaşar'a özel teşekkür etmem gerek her seferinde görüşmeyi organize edip keyifli ve hoş bir anı haline getirmeyi başarıyorlar), birlikte maraton koşmanın yanında Adım Adım ile birlikte yardıma ihtiyacı olan insanlara dokunabilmenin de adı. Bu yıl da bu koşu vesilesi ile Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) adına bağış toplamak için koştum ve benim bu amacıma inanan sevgili dostlarımın desteği ile dört anne ve çocuğa ihtiyaç duydukları eğitim için destek olabilecek bağışı toplamayı başardım.

Göğüsteki hedef kartına dikkat. :) 



Maraton Sonucu. 3:18:11 Genelde 43. Yaş Grubunda 5. 
Strava kaydı için.


13 Şubat 2019 Çarşamba

İDA ZEUS RUN



"Gerçekten mutlu bir insan arasanız, onu ancak bir tekne yaparken, bir senfoni yazarken, evladını eğitirken, bahçesinde yıldız çiçekleri yetiştirirken ya da Gobi Çölün'de dinozor yumurtası ararken bulursunuz. Kaloriferin altına kaçmış yaka düğmesini arar gibi mutluluk ararken bulamazsınız."
Psikiyatrist, yazar W. Beran Wolfe.


Hey gidinin ışınlanma sahnesi. Uzay Yolu dizisi.
Zamanda yolculuğu keşfettiğimi söylesem inanır 
mısınız? İnanmazsınız değil mi? Kulağa komik geliyor. Ama gelin zamanda biraz geriye gidelim desem. O zaman söyleyeceklerimi dinlemek için kulağa komik gelen yolculuğa ikna olursunuz. Komik tabi ama benim için ikisi arasında pek bir fark yok. Yaklaşık iki ay öncesinde koştuğum bir yarıştan bahsederek zamanda geriye doğru birlikte bir yolculuğa çıkalım istiyorum. Belki çay ve kahve eşliğinde koltuğunuzda yapacağınız en rahat zaman yolculuğu olur. Böyle bir başlangıcı bugünlerde seyretmekte olduğum DARK dizisinin etkisiyle yaptım sanırım. Işınlanmaya hazır olun.

Göz atma...
01 Aralık 2018 günü İDA Ultra adıyla anılan ve üç farklı yarış mesafesinden oluşan trail yarışının en kısa parkuru olan 35K Run Zeus yarışını koştum. Ultra trail yarışlarının ilkini geçen yine 2018 Ekim de Kapadokya'da koşmuştum. İkinci trail ve benim için aynı zamanda (27 Aralık Atatürk Koşusu'na hastalık nedeni ile katılamadığım için) yılın son  yarışı  olacak bu yarışı; deneyimlerimi arttırmak, arazide daha fazla zaman geçirmek, farklı bir coğrafyada kendimi denemek, yükseklik kazanımlı yarışların mantığını, dayanma ve çözülme noktalarımı keşfetmek ve tabi çok sevdiğim spor klübüm Ankyra SK. ve ÇSA sosyal grubum ile bir arada olabilmek için koştum.

Bu benim "Çarşambayı Sel Aldı-ÇSA" grubum. Onlarla bir arada olmak her zaman keyiflidir.
Soldan; Elif, Nil, Funda,Oğuz, Neşe, Noyan, Nermin, Selçuk, Esin. Fotoda malesef ben, Şengül ve diğer üyeleri yok.
İlk yarışıma göre ikincisini oldukça iyi bir sürede ve dinç bir şekilde bitirdim ve zamanla bunun daha iyi olacağını düşünüyorum ama geçenlerde Ankyra'dan Kerim'in sunumunda da anlattığı gibi İkarus Paradoksu'nu da düşünmeden edemiyorum. Kazanırken yaş nedeni ile kaybetme sınırına ne kadar yaklaştım diye düşünmeden de edemiyor insan.

Bu günlerde 03 Mart 2019'da olacak Antalya (Runatolia) Maratonu'na hazırlanmaktayım ve bu yarışın ana hedefi; bu yıl için hedeflerim arasına koyduğum Alanya 48K, İznik 55K ve Cappadokya 65K trail yarışları için hız antrenmanı olmasını sağlamak. Bu nedenle İDA'da aldığım sonucu önemsiyor ve beni yeni hedeflerim için yüreklendirdiğini düşünüyorum.

Hazırlık...
İDA Maratonu'na hazırlanırken uzun ve arazi koşularımı daha çok Ankyra SK ile birlikte yaptım. ODTÜ' arazisi içerisinde ve Eymir'in kırsal kısmında zaman geçirerek parkur deneyimlerimi arttırmaya çalıştım. Bunu Ankara'da olup bu tür yarışlara heveslenen kişiler için söylüyorum zira Ankara bu yönden bence şanslı bir kent. İklimin sert ve arazinin özellikle zor olduğu zamanları saymazsanız bu tür yarışlar için üzerinde zaman geçirebileceğiniz alanlar ve eğimler bulunmakta. Çok çeşitli değiller belki ama yine de iş görür nitelikteler. Ben de hazırlıkları bu şeklide tamamlamaya çalıştım.

Eymir Gölü etrafında trail çalışmalarından bir örnek.
Hazırlık sadece arazide geçirilen zaman demek değil elbette. Yarış için kendini hazırlarken bir taraftan da kendini tanıma fırsatı yakalar insan. Yeni bir ekipmanı varsa ne tür sonuçlar elde ettiğine , edeceğine bakar, uyumlu ve uyumsuz yönleri keşfeder, hangi ekipman ile katılmanın iyi ve güvenli olacağını tespit eder. Benim bu yarış öncesinde odak noktam daha çok arazi koşullarını doğru okuyabilmek, hangi eğimde hangi hızla koşmak istediğime ve koşabildiğime odaklanmaktı. Yarış öncesi genellikle yarış parkurunun eğim grafikleri hazırlanmış oluyor ama açık söylemek gerekirse bunları henüz iyi okuyabildiğimi düşünmediğim için bu verilerden pek yararlanamıyorum. Bu grafikleri eğer kullandığınız saate aktarabiliyorsanız işiniz yarış sırasında biraz daha kolay belki ama yine de yanılma payını yada yolu şaşırma ihtimalini akılda tutmalısınız. Benim yarış esnasında kullandığım saatimin böyle bir özelliği yoktu ve yarış için  yanımda taşımak zorunda kaldığım (zorunlu ekipman) cep telefonumdan GPS verileri için yararlandım. Antrenmalarda Maps 3D gibi (ios için) programları kullanarak GPS verileri ile programın hazır haritası üzerinde yol almak konusunda çalışmalar yaptım. Ama bunun da çok işe yaramadığını söylemeliyim. Çünkü arazide koşmak ile şehir içinde koşulan parkurun verilerinin ayrıntıları bambaşka. Özellikle trail yarışı için arazi detayların bu tür programlarda yetersiz kaldığını gördüm. Bu nedenle daha önce bu yarışı koşmuş olan bir kaç kişinin Strava kayıtlarına bakarak eğim yüzdelerini, bu alanları hangi hızda koşmuş olduklarını kağıda döktüm. Bunu yarış esnasında kullanabilmek için basit bir rehber haline getirdim. Oldukça işime yaradı diyebilirim.
Kaçıncı km'lerde toplam ne kadar kazanım olduğu
ve bunların sertlik dereceleri ile hangi hızlarda
koşulması gerektiğinin hazırlık notu.
Üzeri asetat ile kaplandı ki yağmurdan etkilenmesin.:)

Hatta yarış öncesinde keşfetmiş olmayı çok isteyeceğim bir uygulama ile yarış sonrasında tanıştım ve arazide geçirilen süre içerisinde koşunun tüm detaylarına ulaşabilme kolaylığı yakaladım. Malum herkes Strava Premium üyesi değil. Bu nedenle bu uygulamalar antrenmanlarınızı daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor. Crome için bir uzantı olan ve Strava aktivitelerinizin detaylı bir incelemesini sunan bu uygulamanın adı StraTisTixBu da beni bundan sonra hazırlanacağım koşular için daha iyi destekleyecek diye düşünüyorum. Belki bilenleriniz vardır ama buradan paylaşmakta fayda görüyorum. Yukarıda bahsettiğim trail çalışmasını StraTisTix'in sunmuş olduğu birkaç görseli gösterirsem sanırım daha iyi anlaşılacak.

StraTisTix: Grade ile Yükseklik profili verilmeye çalışılıyor.
Tırmanma, düz ve iniş yüzdeleri,bunu hangi sürelerde 
ve kaçar km yaptığınız gibi detaylara değiniliyor.


StraTisTix: Pace'inizin eğime göre detay detay yüzdeleri
ve hangi zonlara denk geldiği anlatılmaya çalışılıyor.


StraTisTix: En iyi pace sürenizi ve hafif, orta yüksek pace oranlarınızı vermekte.


Ekipman...
SoftFlask suluk 500ml.
Ekipman için bu kez bir açıklama yapmayacağım. Bir önceki yarışta kullandığım ekipmanların aynısını kullandım. Ancak yarış serasında özellikle suyun miktarını tespit etmekte zorlandığım için daha sonraki koşularda kullanabilmek için kullanımı da daha kolay olan 500 ml hacme sahip iki adet Kalenji marka SoftFlask suluğu sonraki yarışlara hazırlık için aldım. Yarışta kullandığım çantanın sırtında taşımak için 2 lt'lik bir suluğu mevcut. Ancak yarış sırasında bunu genellikle ağırlık olacağı endişesi ile tam doldurmuyorsunuz eğer içinde bir miktar hava kalmasına da izin vermişseniz yarışta suyunuz bitene kadar yayık ayranı gibi sinir bozucu bir ses yapabiliyor. Başlangıçta dikkat etseniz bile istasyonlardaki su takviyesinden sonra en azından böyle bir durum başınıza geliyor. 


Organizasyon...

Açıkçası organizasyon ile ilgili olarak pek fazla bir şey söylemek istemiyorum. Düzenleyen ekibi ve ekipteki insanları çok tanımıyorum. Sadece gözüme takılan iyi ve geliştirilmesi gereken şeylerden biraz bahsetmek iyi olur gibi geliyor. Yarış öncesi verilecek brifingi Güre Kapalı Spor Salonunda yapıldı. Yarışa katılan insanların çok olduğunu düşünülerek burada organize edilmiş olabilir diyebilirsiniz ancak bunun amacının biraz yer bulma sıkıntısından kaynaklandığını düşünüyorum. Belki sponsor desteğinden de olabilir. Yer açısından kendi adıma konakladığım yere çok yakın olduğu için salona ulaşımda bir sıkıntı yaşamadım ama brifing esnasında ses düzeninin hiç iyi olmamasından dolayı yarış ile ilgili anlatılanların bir çoğunu kaçırdım. Küçücük bir yansı alanı hiçbir şekilde işlevsel değildi. Daha öncesinde Facebook ya da İnstagram adreslerinden yarış duyurularını takip etmemiş olsam bu brif'in hiç işe yaramadığını söyleyebilirim.
Tüm yarışlarda olduğu gibi kayıt alanına girdiğinizde birbirinin tepesinde ve üstünde, kayıt olmaya çalışan, form vermeye çalışan, formu eksik laf anlatmaya çalışan insanlarla ve kaotik ortamlarla karşılaşıyorsunuz. Burada da durum farlı değildi ama gönüllü kişiler sayesinde karışıklıkların önüne geçilmeye çalışılıyordu.

Alandaki standlarda satılmaya çalışılan ürünler ile ilgili çok detaylı bir inceleme yapmadım. Yeterliliklerine bir şey diyemeyeceğim. Drop Bag için oluşturulmuş düzenin gayet iyi işlediğini düşünüyorum. Çantayı bırakırken de yarış sonrasında aramak zorunda kalmadan finişte elime getirilip verilmesi de süper bir hizmet ve kolaylıktı. Organizasyon dili elbet Türkçe ama önemli noktalarda yabancı katılımcılar için küçük İngilizce açıklamaların olması onlarında yarışa daha güvenle ve motive başlamalarına neden olabilirdi. Bu yıl Yunanistan gezisi sırasında katıldığım Meteora Trail Run koşusunda sadece Yunanca yapılan brif sonrasında organizatörlere hiçbir şey anlamadığımı söylediğimde özellikle önemli noktaları İngilizce anlatmışlardı. Belki organizasyon da ayrıca açıklama yapmıştır  bu konuda bilgim yok. Dilerlerse beni düzeltebilirler.


Yarış...
Yarış günü gelip çattığında sabah biraz kazık gibi uyandım. Oda ısısının düşüklüğü nedeni ile biraz keyifsiz kalktım. Her zamanki gibi akşamdan hazırlanmış ekipmanı donanıp kahvaltı ve oradan da Güre Spor Salonu önünden kalkan otobüslere binmek için hareket ettim. Otel ve otobüs arası çok yakın mesafe ve bu nedenle sabahın erken saatinde soğukta başlangıç noktasına gitmek için çok az beklemek zorunda kaldım. Benim gördüğüm kadarı ile yeterli sayıda otobüs ya da ulaşım aracı vardı. Oturarak yarış alanına gittim. Alana vardığımızda start zamanlarının farklı olmasından dolayı sadece 35K'cılar orada bulunuyordu.  Kısa bir zaman bekledikten sonra start işareti verildi ve koşu başladı. 35K parkuru yapısı itibariyle çok yıpratıcı bir parkur değil ancak bazı bölümlerin daha zorlayıcı olduğunu söylemekte fayda var. Parkurun bana kolay ve zor gelen noktaları şunlar oldu.
Kolaylığı; öncesinde yağmur yağmış olmasına rağmen arazide ayaklarınıza çamur yapışıp sizi ağırlaştırmıyordu, ara ara asfalt (ki arazi yarışlarında tercih edilmemesine rağmen bazı geçiş noktalarında kullanılmış) olması benim gibi asfaltta uzun zaman geçirmiş bir koşucu için hız kazanılan kısımları ifade ediyordu, arazi eksiklikleri olmasına rağmen iyi işaretlenmişti, arazi içerisinde köylülere ait yerleşkeler civarında olması muhtemel köpek gibi hayvanlar tahminimce köylülerin de desteği ile kontrol altına alınmıştı ve çok uzun süre birbirinden kopuk ve yalnız bir koşu geçirmek zorunda kalmadım denebilir.
Benim için zor gelen nokta antrenman eksikliğim nedeni ile inişli-çıkışlı tabir edilen yerlerde kaslarımın istenen tepkiye yanıt verememesi ve Kapadokya'da yaşadığım kas kramplarını daha geç yaşamış olmakla birlikte yeniden yaşamam, arazinin özellikle dere geçişi tabir edilen yerindeki işaretlemeyi iyi görememekten dolayı nereden geçileceğini tam kestirememem, özellikle yarışın 27-33K arasındaki kısımda sert çıkış ve biten enerjimin de etkisiyle olabildiğince düşen pace nedeniyle moral bozukluğu yaşamış olmam diyebilirim. Son söylediğimi olumsuzluk olarak sayıyorum çünkü uzunca bir zamandır yol maraton koşuları yapan biri için halen alışamadığım şey trail koşularında yürümenin mübah olduğu fikri. Sürekli koşmam gerek düşüncesi sizin enerjinizi ve moralinizi hızla tüketiyor ve buna henüz tam olarak adapte olduğumu söyleyemem. Oysa bu tür yarışlar koşu yanında dayanıklılığınızı üst düzeyde test eden yarışlar. Belki en uzun süre kim ayakta kalıyor diye düşünmek yarış motivasyonu açısından daha olumlu bir düşünce tarzı.

Parkurun en özel noktalarından biri. Tarihi Roma köprüsü.
Ertesi gün ÇSA grubu ile bu alanı minibüs kiralayarak yeniden gezdik.
Yukarıdaki şelalelerin döküldüğü alandan buraya kadar turistik bir gezi de yaparak keyifli anlar geçirdik.

Yarış süresince çok kesin sınırlarla çizilmiş bir stratejim yoktu ancak yarışı kafamda kontrol noktalarına ulaşılacak zaman dilimleri olarak üçe bölmüştüm. Böyle yapmak bu parkur için bence iyi  bir strateji çünkü iki kontrol noktası arasındaki üç kısım kendi içlerinde ayrı disiplinler gibi düşünülebilir. İlk bölüm, yarış başlangıcında ve ilk kontrol noktasına gelirken sert çıkışları görmek açısından zorlu bir başlangıç içeriyor. Özellikle yarışa başlar başlamaz çıkış ile başlamanız pace ve kalp hızını oturtmanız açısından zorlayıcı olabiliyor. Bu kısmı aslında pek zorlanmadan dinç bir şekilde bitirdim diyebilirim. Yarış öncesindeki uymayı hedeflediğim süre ve pace sınırlarında ilk kısmı geçtim. İkinci kısım genel olarak daha az inişli çıkışlı bir alan diyebilirim ancak buranın zorlayıcı kısmı geçmek zorunda kaldığınız geniş bir dere geçişi ve Doyran kontrol noktasına varmadan önce çıkmak zorunda kaldığınız kısım. Mevsim itiari ve bir kaç gündür yağan yağmurun etkisi ile derenin debisinin artmış olması Bu gün koşsam daha iyi koşardım dediğim bu kısımda beni zorlayan şey dağılan dikkatim nedeni ile dere geçiş kısmında zorlanmak ve Doyran yol ayrımını kaçırmak oldu. Çok zaman kaybettirdiğini düşünmüyorum ama arazi işaretlemesinin ne denli önemli olduğunu hatırlatan önemli bir nokta. Üçüncü ve son kısım Doyran noktasından sonra hemen yine çıkışla başlasa da genel itibari ile çok ezici değil. Hatta son kısımlarda sizi rahatlatan bir eğim grafiğine dönüşüyor.
Kabaca bakıldığında yarışın % 50'lik kısmı yükseklik kazanımı, %40'lık kısmı iniş ve geriye kalan %10'luk kısmı düz bir zeminde geçen, km olarak bakarsak 15.2K tırmanış, 16.4K iniş ve 3.7K düz bir parkurdan bahsediyoruz. Detayları aşağıdaki grafikte bulabilirsiniz.



Yarışta iki kontrol noktası vardı. Bunlardan biri Adatepe yarışın 15.6K'sında diğeri ise Doyran 29.05K da idi. Bu iki kontrol noktasında beslenme için bahsedilen tüm yiyecekler mevcuttu ve yeterliydi. Hatta yarışın hemen öncesinde karar verilmiş olsa gerek dere geçişinden önce su takviyesi yapabileceğiniz ve resmi duyuruda yer almayan bir su noktası da mevcuttu.



Ben yarış süresince her iki noktada da durdum. Hatta ikinci alan için yarış öncesinde burada ne olursa olsun uzun kalacağım diye kendime söz vermiştim. Çünkü Kapadokya'da yaşadığım kramp sorununu yaşamak istemiyordum. Doyran'a varış öncesinde bence yarışın (35K için) en zor noktası olan 27K noktasındaki sert çıkışı görmeniz ve adeta ödül gibi Doyran'a varmanız gerekmekte. Doyran'a gelene kadar ne kimseyi geçtim ne de beni kimse geçmişti. Hatta ilk kontrol noktasında Serdar'ın "iyi gidiyorsun acele etmene gerek" yok denmesi ile birazda rahatlama ve bu ana kadar kimse geçmedi ise bu yarış böyle biter dememe sebep olmuştu. Doyran noktasında kendime verdiğim sözü tuttum. Hatta aşağıdan batonları ile gelip ihtiyaçlarını görüp benim önümde yola koyulan sonradan rakibim olduğunu anlayacağım kişilere bile odaklanmadım. Doyran'a kadar yarışın nasıl geçtiğini anlamamıştım Bundan sonrası ise hızlanmaya çalışmak ama başaramamak, yürümek istemek ama kendini suçlu hissetmek düşünceleriyle mücadele ile geçti. 33K'ya geldiğimde eğimin azalan trendi ve hızımın da artması ile birlikte "evet bitti, oluyor" demeye başladım. Sona yaklaştığımı beni neredeyse finişe 500m kala karşılayan çocuklar ile anladım. Benimle birlikte finish takının altından geçirinceye kadar adeta eskortluk ederek koştular. O an aklıma yemediğim çikolatalar geldi ve madalyamı almadan önce cebimden çıkarıp onlara birer teşekkür nişanesi olarak verdim.
Finiş anı.

Finisher Madalyası ile
Seromeniden bir an.
Koşudan sonra finish alanında yeterli beslenme ve gönüllülerin desteğinin olmasının yanında çınar ağaçlarının altındaki otantik oturma mekanları da size ayrı bir dinlenme havası katıyor. Koşu sonunda hemen içilen bir çay ve bölgesel pişi 'nin enerjisi beni tazelemeye yetti de arttı bile diyebilirim.
Kısa bir süre sonra Altınoluk'a  hareket eden otobüslere binerek otelime doğru hareket ettim. Akşam üstü açıklanan kesin sonuçlarla bir sürpriz yaşadım. Aslen yarışı yaş grubu 4.'sü bitirmiştim ancak 1. olan arkadaş genel sıralamada da derece alınca otomatik olarak 3. olmuştum. Bu ertesi gün madalya alacağım anlamına geliyordu ve aynen de öyle oldu. Bunca zaman koşup gerçek anlamda hemde kulübüm adına kürsüye çıktığım ve derece aldığım ilk koşum diyebilirim.
Yarış için konaklamayı Hattuşa Termal Tesislerinde yapmıştık. Yarış öncesi fiyat ve odalar konusunda oldukça sıkıntılı anlar yaşadık. Özellikle odanın ekstra soğuk oluşu uyku kalitemi olumsuz etkilemişti. Yemeklerin kalitesi orta kahvaltı çeşitliliği yeterli ancak kalite olarak düşüktü.
Ancak beni belki de en mutlu eden an seremoni sonrası dönüş hazırlıklarından önce termal havuzda geçirebildiğim yarım saatlik dinlenme anı oldu diyebilirim.

Onca hazırlık, aylar süren antrenman, uçak yolculuğu, parkurda çamur, dere tepe demeden koşmanın ardından o yarım saat dünyalara bedeldi.

Söyle bakalım W.Beran Wolfe efendi. Sence havuzun içinde mutluluğu bulmuş muyumdur?


Genel sonuç tablosu:


15 Kasım 2018 Perşembe

KAPADOKYA ULTRA TRAİL (CST)



"Umarım söyleyeceklerimi aydınlatıcı, eğlenceli, cesaretlendirici ve güç verici bulursunuz." 
Dr.Neal D. Barnard'ın  Peynir Tuzağı adlı kitabından bir alıntı ile yazıma başlamak istedim.

Yaklaşık iki yıl gibi uzun bir aradan sonra bloga yeni bir yazı koyuyorum. Bu süre içinde bir şey yapmamış değilim ancak kendi adıma kayda değer şeyler olmadığı için blog bir süre başı boş kaldı diyebilirim. Koşmalar, yüzmeler, bisiklete binmeler elbette devam etti ancak girilen yarışlar çok azdı ve dediğim gibi kayda değer değildi. Blogdaki yazılarımın neredeyse tamamı girilen yarış ve sonrasında yarış hakkında edinilen deneyimlerden oluştuğu için bence bu yazı ile yeniden merhaba demek yerinde olacaktır.

Yukarıda amblemini de gördüğünüz Cappadocia Ultra Trail ülkemizde yapılan ultra koşulardan bir tanesi. Parkur itibariyle özel bir bölgede koşulmasının yanında ITRA (Ultra Trail Koşuları Birliği) üyesi olarak dünyaca ünlü ultra yarışlarına (UTMB vb.) puan  veren önemli yarışlardan da bir tanesi ayrıca.

Geçtiğimiz haftalarda 20-21 Ekim 2018 de Cappodocia Ultra Trail üç ayrı mesafe olarak koşuldu. İlki 38K olan Cappodocia Short Trail (CST), ikincisi 63K olan Cappodocia Medium Trail (CMT) ve en uzun etabı olan 119K Cappodocia Ultra Trail (CUT).
Daha detaylı bir şeyler anlatmaya başlamadan önce bölge hakkında küçük bir bilgi sahibi olmak isterseniz lütfen ilgili organizasyonun sitesindeki bilgi için tıklayınız.

Bir süre koşu yarışlarından uzak kalınca, daha az koştuğumu ve bunun giderek artan bir sarmalla beni içine çektiğini fark ettim. En iyi koşuları hep bir hedef ve yarış varken yapmıştım. Zamanla özel hayatta, çevremde yaşanan sağlık sorunları ve kayıpların da etkisi ile giderek koşudan uzaklaşmaya başlayınca beni koşudan uzaklaştıran bir kaç sebebin daha ön plana çıktığını düşündüm. Uzun zamandır yol koşuları yapıyor ve bunu da hep aynı antrenman zemininde yani yaklaşık 10K'lık, asfalt dönel bir parkurda yapıyordum. Aynı yerde koşmaktan keyif alamadığımdan giderek koşularımı azaltmıştım. Aslında bir kaç yıl öncesinde arazi koşularına göz kırpmış ve tepe antrenmanlarını arazide yapmaya başlamıştım. Tam keyif aldığımı düşünüp, her şey yolunda gidiyor derken bir keresinde yaklaşık 42K'lık bir arazi koşusu denemiş ve sonunu hüsranla bitirmiştim. Ayakkabı seçimini yanlış yapmış ve ertesi gün her iki başparmak tırnaklarıma da veda etmek zorunda kalmıştım. Ayakkabı giyerek koşabilmek tam bir ayımı almıştı. Tabi bunlar bahane değil ama yine yollara dönüp görece daha kolay ve hızlı olan yol maratonu koşmaya devam etmiştim. (Sanki daha sonra başıma gelecekleri bilmiş gibi o günlerde bu ayakkabılara bir de video çekmişim.)

Resim 1. Kayıt sonrası fuar alanında
takın altında anı fotoğrafı.

Koşan herkes çok iyi bilir ki, koşucu kimse insan ayağının değdiği, iz olmuş (hatta olması da gerekmez) her yerde  en az bir kez koşmak ister ve sadece o günün gelmesini bekler. Asfaltta koşmanın da vermiş olduğu sıkılmışlıkla bir arazi yarışı koşmanın zamanı geldi diye düşündüm ve ben de bu yazıya konu olan  38K'lık en kısa parkur Cappodocia Short Trail (CST)'i 21 Ekim'de koştum.

Peki bu maratonlara neden Ultra deniyor merak edenleriniz vardır. Terminoloji olarak 42,195 metreden daha uzun bütün koşulara Ultra Maraton deniliyor. Ama dünyadaki örneklerine de bakıldığında mesafe olarak bu ünvanı hak etmeyen ancak arazide koşulması nedeniyle koşu esnasında ciddi yükseklik kazanımlı olan daha kısa mesafelerin de Ultra koşular arasında yer aldığını görürsünüz. Bence Cappadocia'nın Ultra (uzun), Medium (orta) ve Short (Kısa) diye adlandırılması isabet olmuş.



Koşu hazırlıkları.
Cappadocia CST'in büyük kısmı arazide koşuluyor. Bu nedenle eğer bu tür koşulara alışık değilseniz zamanla kendinizi buna alıştırmanız gerek. Bu çok fazla antrenman değil, doğru malzemelerle, doğru antrenman demek. Asfalt koşularının aksine arazide koşulan koşularda seçilen teknik ekipmandan, arazinin türüne ve yapmak istediğiniz süreye kadar konu hakkında ufacık da olsa bir şeyleri önceden biliyor olmanız çok önemli. Koşuya katılma kararımı geçmiş koşu tecrübelerime dayanarak ve güvenerek koşuya yaklaşık 1.5 ay kala verebildim. Hemen kısa bir program ile neler yapabileceğime bakıp en iyi ihtimal ile bu mesafeyi sakatlanmadan bitirebilmeyi hedefleyen kısa bir program yaptım. Bence daha önce ne kadar koştuğunuzdan çok bu tür bir koşuya hazır olup olmadığınız çok önemli. Bunu ancak bugün daha bilinçli olarak söyleyebiliyorum. Çünkü burada yol koşularından başka başka kas grupları çalışmakta ve sizi koşu esnasında beklenmedik şekilde çok zorlayabimekte. Aşağıdaki resimde de görüleceği gibi ilk iki hafta hariç son dört haftada ortalama 30K'lık bir volüm ile yarışa girebildim. Bunun sadece yarıştan bir hafta önceki haftasını arazide geçirme şansım oldu. Hafta sonları ise bir kaç kez Ankyra SK. ile birlikte uzun sayılabilecek antrenmanlar yaptım. Ancak bu toplam süre ve mesafeler kesinlikle yetersiz. Başta da dediğim gibi yarışa girme kararı ve zamanlaması ile doğru orantılı bir antrenman süresi planlamamış ve geçirmemiş olmanın cezasını yarışta fazlasıyla çektim.

Resim 2. Toplan yapılan antrenman süre ve volümü.





















Resim 3. Nike AirZone WildHorse.




















Bu tür yarışlar alışmadığınız bazı ekipmanları kullanmak anlamına da gelebilir. Ben de benzer deneyimler yaşadım. Yarış öncesi tabanı araziye uygun, daha sağlam, kaymayan, ıslak kuru zeminde rahat tutunan ve ayak sağlığını bozmayacağını düşündüğüm bir trail ayakkabısı aldım. (Resim 3.) Tabiki uzun süre deneme şansım olmadı ancak yarış sırasında çıkardığı performans ile beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Genel itibari ile ayakları taraklı olan kişilerin daha fazla rahat edebileceğini düşündüğüm bir ürün. Tabanı ve midsole'ü bence sert ama bu taşlık zeminde size avantaj sağlıyor. Altının dişli yapısı oldukça sağlam ve sıkı tutunuyor ancak Kapadokya gibi kumlu, tüflü alanlarda inişlerde dikkat etmek gerekir. Zemin koşulan gün itibari ile ıslak değildi ve işe yaradı. Çünkü antrenmanlarda gördüğüm kadarıyla bence bu ayakkabının dezavantajlı yanı ıslak sert zeminde tutunmasının azalması ve altının kayması idi. İkinci bir dezavantajı ise bağcıkları. Eğer düzgün bağlayamamışsanız kesinlikle açılma eğilimindeler. Bağcıkların serbest uçlarını diğer iplerin altına geçirerek bu sorunu çözebiliyorsunuz.

Resim 4. Kalenji 9/14 lt Sırt Çantası
Resim 5. Koşu ekipmanları
Ayrıca bu tür yarışlarda koşu sırasında yanınızda bulundurulması istenen bazı teknik ekipmanlar da mevcut. Yarışın mesafesine göre basit bir düdükten, karanlığa kalacağınız gece etabında görmenizi kolaylaştıracak tepe lambasına kadar. Benim etabım için fazla bir detay yoktu ancak koşu sırasında yanımda su ve çanta taşımak zorunluydu. Bu nedenle antrenmanlar sırasında bir de çanta edinmem gerekti. Tıpkı ayakkabı gibi buna da alışmak için koşularda sırtımda taşıdım. Kabul etmeliyim ki yadırgadığım bir ekipman oldu. Çünkü maratonlar için çalışırken hep vücudun duruşunu koşu ekonomisi yapmaya göre ayarlarsın oysa simdi sırtımda bir kambur varmış gibi koşmak zorundaydım. Başta komik ve garip geldi. Ama insanın sinir sistemi ilginç, sizi dengede tutacak ve yormayacak sitili hemen size öğretiveriyor. Alışmam uzun sürmedi. Tahmin edersiniz bu ekipmanların çeşitliği ve fiyat gamı sınırsız. Ben daha çok arazi koşularına geçiş aşamasında ekonomik olanlarını tercih ettim ve Decatlon'dan Kalenji'nin 9/14 lt'lik bir çantasını aldım çünkü henüz bu alanda ne kadar ileri gidebileceğimi bilmiyorum. (Resim 4.) Bu arada çantaların su taşıma kapasiteleri ve çeşitliliği de farklı farklı. Kimisi sırtta kimisi göğüs üzerinde saha sert yada yumuşak suluklarla su taşıma alternatifi sunuyorlar. Bence hepsinin birbirine üstün ya da dezavantajlı yanları var. Sırtta su taşımalı tipler için su istasyonlarında içine su koymak biraz zaman alıcı, baştan yeterince su koymak ise gereksiz ağırlık taşıma riski. Ayrıca içine su konduktan sonra havası yeterince alınmamış ise sırtınızdan yarış boyu etrafa yayılan  yayık benzeri sesler de cabası. Bu dezavantajlarının yanında su içme işini çok pratik bir şekilde boru ile yapmanız ve daha fazla miktarda suyu taşıma kolaylığı sağlaması avantajı sayılabilir.

Kayıt, Konaklama.
Koşuya katılma konusunda kararlılığınız kesin ise kayıt konaklama konusunda erken karar vermek çok önemli zira oldukça popüler bir yarış ve bölgenin turistik olması nedeni ile benim gibi son dakikaya kalmanız durumunda zorlanabilirsiniz. Ben biten kayıtlar nedeni ile bağış yaparak normal kayıt ücretinden daha fazla bir ücrete kayıt yaptırmak zorunda kaldım. Ayrıca yarışın start alanı olan Ürgüp'te uygun konaklama alanı kalmadığı için bölgeye 10 km mesafede Avanos'daki Yörük Stone House'da  konakladım. Lojistik destek için Bülent'e teşekkür etmeliyim. Sayesinde konaklama sorunum çözüldü. Bunlar hep yarışa konsantre olmanızı zorlaştıran lojistik hatalar. 

Resim 6. Birifing salonundan bir görüntü.
Millet olarak halen birifinglerin ne anlama geldiğini çözmüş değiliz.
Benim gibi ilkler can kulağı ile yarış hakkında bir şeyler duymaya çalışırken
ötenizde berinizde adeta goy goya gelmiş gibi etrafı
rahatsız eder miyim diye düşünmeden
gürültüyle konuşan insanları görmek ne yazık ki mümkün.
Yarış öncesinde Cuma günü akşamı birifinge yetişemedim. Üstüne üstlük konaklama için önce otele uğrayıp koşu malzemelerini bıraktığımdan numara alımı sırasındaki ekipman kontrolünde de çuvalladım. Ekipmanlarımın tam olduğuna görevlinin ikna olması kolay olmadı. Bu tamamen benim hatam ve tecrübesizliğim. Çünkü maraton kayıtlarında böyle bir prosedür olmaz, ben de belli ki yarış sitesini dikkatlice okuyamamaşım. Neyse bu kötü başlangıç sonrasında kıyısından da olsa brifing dinlemek ve ardından start alanına geçip ortamı görüp Ankyra'lı arkadaşlarım ile bir araya gelince biraz havam yerine geldi. 


Resim 7. Ankyra SK. Soldan sağa Ben, Bekir, Derya, Levent, Eyüp, Ürün ve Yücel.


Yarış.
Resim 9. Yarışın başından sonuna kadar
en büyük destekçim eşim Şengül oldu.
Yarış sabahı oldukça gergindim. Güne yağmurla başlamak hoş olmayan bir sürprizdi. Sevgili Ürün 63K startının yağmur altındaki görüntülerini paylaştığında gerginliğim bir kat daha arttı. O saate (07:00) dışarı çıkıp baktığımda o havada onlarca balonu havada görmek içime su serpti. Dedim ki, bunlar uçabiliyorsa ben de koşabilirim. Güzel bir kahvaltı sonrasında start için yola koyulduk. Yarış alanında Ankyra ile bir araya gelip koşu öncesi dostlarla küçük bir jog atmaya başladık. Ardından hepimiz başarılar dileyerek yarış takının altındaki yerimizi aldık. Artık geriye sadece ondan geriye saymak  kalmıştı.


Resim 8. Start takı altında Yücel ile birlikte.













Resim 10. CST Parkuru Eğim Grafiği.
Yarış öncesinde Ankyra SK. toplantılarında da olmak üzere çok defa Yücel'den bilgi almıştım. Parkur, yarış stratejisi, yiyecek içecek alanları vb. Son taktikleri yarış takının altında konuştuk. Hedef, tüm stratejileri bir tarafa bırakırsam etabı 4 saat 30 dakikada sağlıkla bitirebilmek olmalıydı. Saati buna ayarladım ve ara ara pacer'ı kontrol edecektim. Ama hiç gerek kalmadı diyebilirim çünkü start ile birlikte hiç pace kontrolü yapmaksızın adeta Yücel'in kuyruğuna yapıştım. Aktardığı deneyimlerinden doğalında şöyle bir strateji gelişmişti. Başta hızlı olup kalabalıktan sıyrılmak ilk ve ikinci mola yerine kadar kontrollü gitmek ve Göreme kontrol noktasından sonrasında enerji kalırsa biraz tempoyu yükleyerek yarışı bitirmekti. Bugün düşündüğümde yarış benim için aslında iki kısımda geçti. Baştaki stratejiye uyan ve uyamayan noktalar oldu. Eğim grafiğini eğer doğru okumayı başarabilseydim yarışın Göreme'den sonraki kısmı da kabus olmayacaktı.
Başta ilk çıkış ile birlikte kalabalıkta kalmamak ve görece daha dar patika yollarında zaman kaybetmemek için nispeten tempolu bir çıkış ile ana grubun önlere yakın bir yerinde tutunmaya çalıştım. Benim için çok kontrollü bir çıkış denemez ancak ilk 20K çok zorlanmayacağımı düşündüğüm için tempoyu bozmadan devam ettim. Başlamadan önce sırt çantasındaki su miktarının fazla olduğunu hissettim (1.5 lt) ve yaklaşık 0.5lt'sini boşalttım.Nispeten güneşsiz bir hava nedeniyle fazla susamam diye düşündüm. Araziye konsantre olmaktan pek etrafın keyfini çıkardım diyemeyeceğim ama asfaltta koşmaktan farklı olduğu kesin.


Resim 11. İlk İstasyona girişöncesi.
Fotoğraf  için Gökçen Özkaplan'a teşekkür ederim.
İlk 10 K noktasına geldiğimde kontrol noktasını 138. olarak geçtiğimi gördüm. Bu tür yarışlarda yanınızda acil durumlar için telefon bulundurmanız gerekiyor. Bu telefonlar sayesinde live track denen uygulamaları kullanarak hem parkurdaki yerinizi ve rotanızı takip etme şansınız hem de genele göre nerede olduğunuzu anlık takip etme şansınız oluyor. Koşunun iyi ya da kötü olduğuna odaklanmadan bir bardak su, 1/3 muz yedikten sonra ikinci kısıma başladım.
Resim 12. Sonuç ekran görüntüsü.
Aynı zamanda yarış esnasında durumunuzu takip edebildiğiniz alan da denebilir.



Resim 13. İlk istasyon çıkışı.
Fotoğraf Cappadocia Sitesi.(Sahibinin ismini bilmiyorum. Dilerse benimle iletişime geçebilir.)

İkinci kontrol noktası Göreme'de ve yaklaşık 23K'daydı. Bu noktaya kadar da tempoyu koruyarak fazla enerji tüketmeden gidebilmeyi başarmıştım. Daha çok yükseklik kazanımının olduğu ilk kısımdan sonra görece inişten oluşan bu etap da fazla zorlayıcı değildi ancak ara ara düz kısımlarda pace'i 04:30'lara kadar indirmek biraz yıprattı. Bu kısımdan sonraki son 15K lık kısmın yorucu ve zor olacağı sinyali Göreme istasyonuna girerken kendini belli etti. Öncelikle sağ kalfte başlayan hafif hafif kıramplar bana çok zorlamamam gerektiğini hatırlattı. İkinci kontrol noktasına genel sıralamada 87. olarak girmiştim ve bu oldukça iyiydi. Bu noktaya gelene kadar yolda iki adet enerji tableti ve suyumun yarıya yakınını içmiştim. İstasyona girer girmez bir şişe soda, 5-6 adet üzüm, 1/3 muz, iki bardak su içtim ve suyumu 1 lt'ye tamamladım. Biraz dinlenmem iyi gelecekti aslında ama Yücel ile birlikte ben de zaman kaybetmemek için devam etmeyi tercih ettim.

Resim 14. İkinci istasyon giriş öncesi olması lazım. Tam emin değilim.
Fotoğraf için Turna Özkaplan'a teşekkür ederim.
Artık yarışın zor ve yorucu kısmı başlamıştı. Göreme istasyonundan sonra hemen başlayan sert çıkışlar benim için oldukça yorucu oldu. yaklaşık 28-29K'dan sonra Yücel'e devam etmesini biraz yavaşlamak istediğimi söyledim. O kendi temposuna devam ederken ben dik yokuşlarla olan sınavıma başladım. Yavaşlamak pek işe yaramadı desem yeridir çünkü ikinci istasyon sonrası kaslardaki kramp arttı ve bana kaslarda yeterince elektrolit kalmadığı sinyalini vermeye başlamıştı. Bunu oracıkta halletmem mümkün değildi. Giderek hızımı düşürüp kasların üzerindeki yükü azaltmaya başladım ama 30K 'ya geldiğimde sorun giderek arttı ve durmak zorunda kaldım. Özellikle hafif bir iniş dahi olsa bacaktaki quadların iç başlarına dayanılmaz kıramplar giriyordu. Durup kendimi esnetip dinlemeler yaptım. Yaklaşık iki defa belki beş dakika kadar oturdum ve kasların rahatlamasını sağladım. Ağrı acı hissi azalında da yola yürüyerek devam etmek istedim ve yavaşça  yürüdüm. Yürüdüğüm sürece dinlenmeye başladığımı hissettim. Yaklaşık 4K kadar yürüdüm. Ara ara koşmayı denesem de kaslarım buna izin vermedi. Son kilometreye geldiğimde artık daha önce geçtiğim kişilerin beni geçmeye başladıklarını fark ettim. Bu arada suyumun da bitmiş olduğunu benden su isteyen başka bir koşucuya su vermeye çalıştığımda anladım.

Resim 15. Bakmayın havalara uçtuğuma. Son an kalıcı diye.
Aslında bitmiş haldeyim. :) Fotoğraf Cappadocia Facebook sayfası.
Son kilometreye girdiğimde biraz da dinlenmiş olmanın etkisi ile son bir gayret oldukça düşük bir tempo koşmaya başladım. Kasları buna izin verdi ve devamında durmadan son kilometrede yarışı koşarak bitirdim. Hatta bitiş takını geçerken son bir enerji ile Derya'nın klasik pozlarından biri gibi sıçrayarak takı mutlu bir şekilde geçtim. Yarışı 91. sırada bitirmişim.
Aslında son kısmı hiç iyi yönetemediğimi düşünmeme, bana göre fazlaca durmama, hatta oturmam, kaslarda sıkıntılar yaşamama, suyumun zamansız bitmesine rağmen bu etapta beni sadece 4 kişi geçebilmiş. Sonuçta 4 saat 33 dakika ile beklenen hedef sürüden sadece 3 dakika 38 saniye daha fazla bir sürede genelde 91. yaş gurubunda 20. sırada yarışı bitirmiş oldum.


Resim 16. Sonuç tablosu.
Resim 17. Bitiş Anısı. Fotoğram Şengül UZ.





















Yarıştan hemen sonra kendime Kazdağları Ultra yarışının 35K'lık kısa parkuru için hedef koydum. Bu yazının bittiği sıralarda tüm kayıt ve lojistik işleri bitmiş olacak. Bir aksilik olmaz ise ikinci ve yeni bir parkur deneyimi olarak onu da yazıya dökmeyi istiyorum. Dilerim her şey yolunda gider.

Resim 18. Yarış Bitirme Madalyası.

Ek: Yazıyı yazarken daha çok CST etabına odaklandığım için diğer etaplar hakkında bilgi vermedim. Yeterli bilgim olmadığından da böyle. Ama bu etaplarda yarışan arkadaşlarında oldukça zor işler başardığının farkındayım ve parkur itibariyle mükemmel bir yerde koştuklarını da biliyorum. Ankyra SK'dande 63K ve 119K'da koşan arkadaşlarım oldu. Buradan onları da sonuçları ve cesaretleri için kutluyorum. Deneyimlerinden eklemek istedikleri bir şeyler olursa seve seve burada paylaşırım. Tüm koşan ve buna zamanını ayıran arkadaşları kutluyorum ve teşekkür ediyorum. 17.11.2018